Kur’an’ı Doğru Anlamak İçin

Kur’an’ı Doğru Anlamak İçin

Kalbinde eğrilik bulundurmayan bir müslüman için, Kur’an’ı anlama imtihanında bazı müşkillerin olduğunu hem itiraf hem de ihtar etmek zorundayız. Bu müşkiller:
a- Yeterli bir Arapça bilgisinden,
b- Yeterli bir Tarih bilgisinden mahrum olmaktan kaynaklanmaktadır.
Aslında ikinci şıkkı da birincinin kapsamı içinde düşünmek mümkündür. Ama bunun anlaşılabilmesi için “yeterli bir Arapça bilgisi”nden ne kastettiğimizi açıklamamız gerekir.
“Arapça Kur’an” sözü, Kur’an’da altı yerde (12/2; 20/113; 39/28; 41/3; 42/7; 43/3), “açık bir Arapça diliyle” ibaresi ise iki yerde geçmektedir 16/103; 26/195). Kur’an’ın, Arapça’yı anlayan bir topluma hitap ettiği, dolayısıyla Hz. Peygamber’in (s) ilk muhatapları tarafından anlaşılmış olduğu bir vakıadır.
Ancak, “Arapça Kur’an” sözü, Araplar’ın kullandıkları gramer kuralları ve aşina oldukları kelimelerin kullanılmış olmasından daha fazla şeyler ifade etmektedir. Bir toplumun bütün hayatını; düşünce tarzını, dünya görüşünü ve ahlâkî değerlerini içine alan düşünce sahası, kullanılan dilde saklıdır (W. M. Watt, Modern Dünyada İslam Vahyi).
(Hikmet Zeyveli, Kriter Dergisi, Sayı: 43)

Kur’an’ı (Doğru) Anlamak İçin (2)

Kur’an, hedeflere götüren vasıtaları seçerken, Araplar’ın örfünü, adetlerini ve imkânlarını dikkate almıştır. Tarihsel örnekleri Araplar’ın bildiklerinden vermiştir. Tasvirler, bilinen tabiat ve coğrafya şartlarına uygundur. Çünkü örnek ve vasıtalar bilinenlerden seçilmedikçe hedeflere doğru sevk etmek zorlaşır. Bundan dolayı Kur’an’da, insanları Allah’ın kudreti üzerinde düşünmeye sevk etmek için buzdağları, hipopotamlar, balinalar gibi bilinmeyen varlıklardan çok; deve, at, çöl fırtınası gibi iyi bilinenler hatırlatılmıştır. Yine Kur’an, aile bağlarını zedeleyen âdetlerden Araplar’ın “zıhar”ını yasaklamış; tüccar Mekke toplumuna, ticaretle ilgili kavram ve deyimler kullanarak hitap etmiştir.
Kur’an, bu anlamda Araplar’ın arkaplanını dikkate almıştır.
Ayrıca Kur’an, yirmi üç senelik indiriliş dönemi esnasında İslam toplumunun yaşadığı olayları yorumlayarak, bu olaylarla münasebetini sürdürmüştür. “Bedir”in, “Uhud”un, “ifk” (Hz. Aişe’ye atılan iftira/ş) olayının Kur’ân’daki yorumunu kavramak, bu olayları bilmekle mümkündür.
İşte “Arapça” bilgisi, bu geniş tarifiyle, Hz. Peygamber’in (s) muhatabı Araplar’ın “arkaplanı”nı ve Kur’an’ın indirildiği dönemdeki olayların bilgisini de gerektirdiğinden, bu anlamda “yeterli bir tarih bilgisi”ni de içine almaktadır.
(Hikmet Zeyveli, Kriter Dergisi, Sayı: 43)

Yazan: Şeref Aziz Taha

Reklam

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*