Kutadgu Bilig’te Çocuk Yetiştirmede Dönemsel Farklılıkları Yansıtan Görüşler

YAZAN: EDA ÇELİK- ALİM SÖZLÜK

KAYNAK: YUSUF HAS HACİB’İN KUTADGU BİLİG

Oğul-kız derdi dipsiz bir denizdir; oğul-kız al yanağı soldurur.

Bir kimsenin karısı ve oğlu-kızı varsa, o adam, nasıl rahat uyuyabilir;

Oğul-kızdan dolayı baba daima eziyet çeker; fakat oğul-kız babasının adını dahi anmaz.

(Beyit: 1164-1165-1166, s. 94. )

Bu beyitlerde çocuğu olan kimselerin rahat edemeyeceği, eziyet çekeceği dile getirilmiştir. Ama bu tamamıyla yanlış bir görüştür. Geçmişten günümüze insanların bir evlada sahip olabilmek için uğraşları, çocuğu olmayan insanların kendilerini eksik hissetmeleri ve yahut bu dünyanın en büyük tadının çocuk olduğunun söylendiği bir dünyada çocuk sahibi olmak asla bir eziyet ya da rahatsızlık sebebi olamaz. Bir babayı ya da anneyi uykusundan ve rahatından eden şey ancak çocuklarını nasıl yetiştirmesi, nasıl eğitmesi konusundaki düşünceleri olmalıdır. Olması gereken çocukları eziyet olarak görmek değil olması gereken tam tersine çocukları bu hayatın neşesi saymaktır. Eğer ki bir aile çocuğunun kötü hareketleri yüzünden rahatından oluyorsa bunun sebebini öncelikle kendisinde aramalı, çocuğunu yetiştirirken nerede hata yaptığını sorgulamalıdır. Sonuç olarak çocuklar asla ailelerine dert ve eziyet değildir. Bu görüşte olan insanların da ne kadar samimi birer anne veya baba oldukları tartışılmalıdır.

Kızı çabuk evlendir, uzun müddet evde tutma, yoksa hastalığa lüzum kalmadan, yalnız bu peşimanlık seni öldürür.

Ey dost arkadaş, sana kesin bir söz söyleyeyim; bu kızlar doğmasa, doğarsa yaşamasa daha iyi olur.

Eğer dünyaya gelirse, onun yerinin toprağın altı veya evinin mezara komşu olması daha hayırlıdır. (Beyit: 4510-4511-4512, s. 326.)

Türk toplumunda kız çocukların ve kadınların değeri oldukça fazlayken bu beyitlerde ifade edilenler tamamıyla İslamiyet’e giren ve eski Arap toplumunun etkisiyle kaleme alınan beyitlerdir. Herkesin bildiği gibi Arapların İslamiyet’ten önceki Cahiliye Dönemi’nde kız çocuklar için sarf edilen bu sözler İslamiyet ile birlikte etkisini kaybetse de tümüyle yok olmamıştı, işte kendisini burada göstermiştir. Türklerde kadın; erkekle eşit şartlara sahip, görüş ve düşüncelerine danışılan, değer verilen, her konuda güvenilen, vefalı, her şarta uyum sağlayabilen, gerektiği zaman ailesi için canını feda etmekten kaçınmayan bir varlıktır. Günümüzde de asla bu beyitlerdeki ifadeler kız çocuklar ve kadınlar için kullanılamaz. Günümüzün eğitimli, çağdaş, kendine güvenen kadını için Kutadgu Bilig’deki bu beyitler çoktan devrini tamamlamış, tümüyle gerilerde kalmıştır.

İnsanların seçkini ne der, dinle; neslin kesilmemesinin çaresi kadındır.

(Beyit: 3372, s. 247.)

Yukarıdaki beyitlerin tam tersi olarak bu açıklama da yine aynı eserde yer almaktadır. Burada kadının neslin devamı için önemli olduğunun vurgulanması yani anaçlığın ön planda olması dışında kadının yeri hakkında pek önemli bir nota yoktur. Ama bir kadının en kutsal rolü hakkında bilgi verilmesi de çok önemlidir.

Kadını evden dışarı bırakma; eğer çıkarsa, doğru yoldan şaşar. (Beyit: 4518, s. 327.)

Kız çocuk yetiştirmekle ilgili yanlış görüşleri anlatan beyitlerde budur. En başta evden dışarı bırakma denilen insandır ve her şeyden önce insanın evladıdır, evde beslediğin bir evcil hayvan değildir. Dışarı çıktığında yanlış yola sapacaksa gerekli eğitimi terbiyeyi veremeyen ailesi bundan sorumludur. Aileler her nasıl erkek çocuklarını yeterli şekilde eğittiklerini düşünüp ayakta durmalarını bekliyorlarsa kız çocuklarına da aynı imkânı vermeleri gerekmektedir. Bu yanlış görüşü ortaya koyan bence en güzel örnek her aile için kız çocuğunun daha hayırlı olması sonucudur. Her aile zamanla kız çocuğun kıymetini anlamaya başlayacak. Sadece aile içinde değil bilimde ve sanatta da zamanla ilerlemelere bakıldığında kadınların erkeklerden daha ileri seviyede olduğu görülmektedir. Yani ailelerin o bin bir emekle büyütüp büyük umutlarının olduğu erkek çocukları, hor görülüp köşeye itilen kız çocukların gerisinde kalmışlardır. Ama biz bunu da savunmuyoruz, olması gereken her zaman yaratılanların eşit olduğu gibi ailelerin de çocuklarına eşit derece de yaklaşıp terbiye etmeleri en doğru olandır.

Gerekirse, oğula-kıza acımadan dayak at; dayak oğula-kıza bilgi öğretir.

(Beyit: 1494, s. 116.)

Bu beyitte dile getirilen anlayış günümüzden o döneme bakıldığında yanlıştır. Dönemin değer yargılarına bakıldığında bunu anlamak belki yerinde olur ama yine de yanlış bir görüştür, çünkü dayakla ve şiddetle eğitim olmaz. Korkuyla, yıldırmayla aktarılan bilgi kalıcı bilgi değildir. Aksine çocuğu pasif, korkak, içine kapanık ve kendine güveni olmayan bir birey haline getirir. Dayak, şiddet, yıldırma ve korkutmalar çocukta çeşitli davranış bozukluklarına yol açar. Çocuğun çekingen, pasif ve uyum sorunları yaşayan bir birey olmasına neden olur. Daha da kötüsü çocuk yaptığı her hareket yüzünden şiddetle karşılaşma korkusuyla yalan söylemeye başlar ve başı her sıkıştığında yalanı kurtarıcısı olarak görür. Bu şiddet içerikli eğitim anlayışı günümüzde yok olmuş, bilginin zorla verilemeyeceği ancak çocuğun ilgi ve becerisine göre verilebileceği görülmüştür. Zaten şiddetle eğitim verilmeye çalışılan kişiler topluma yarar sağlamak yerine zarar verirler. Dayak veya şiddet çocukta sadece psikolojik açıdan kalıcı zararlar oluşturmaz. Aynı zamanda çocuğun zekâsı üzerinde de olumsuz etkiler oluşturur.

YAZAN: EDA ÇELİK- ALİM SÖZLÜK

KAYNAK: YUSUF HAS HACİB’İN KUTADGU BİLİG

Reklam

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*