Fas ile ilgili bilgiler

Konum: Kuzeybatı Afrika ülkesi.

Komşuları: Atlantik Okyanusu’ndan, Cebelitarık Boğazını çevreleyip Akdeniz’de son bulan uzun bir sahil şeridi vardır. Doğudan Cezayir, Kuzeyden İspanya (boğaz boyunca bir denizden bir sınır ve Ceuta ile Melilla adlarında iki küçük özerk şehir), güneyden de Moritanya ve Batı Sahra ile komşudur.

Başkenti: Rabat.

Etnik Grupları: %99 Arap, %1 diğer.

Vize: Türkiye’den 90 günü aşmayan ziyaretlerde vize zorunlu değildir.

Resmi Dil: Arapça ve Berberice.

Din: %99 Müslüman, %1 Hristiyan.

Yönetim Şekli: Parlamenter Monarşi.

Para Birimi: Fas Dirhemi (MAD)

Yüzölçümü: 710.850 km2

Nüfus: 37.037.908 kişi (2020)

Saat: Türkiye’den 2 saat geride.

Yemek Kültürü: Et ve Deniz ürünleri yaygın olarak tüketilir. Tatlıları ile de ünlüdür.

Ekonomi: Kalkınmış ülkeler grubunda değil.

Şehir Sayısı: 27 Şehir mevcuttur. Bunlardan bazıları: Rabat, Kasablanka, Marakeş, Fes, Şafşavan, Meknes, Tanca.

İklim: Çöl iklimi hakimdir. O yüzden tatil için Marti Nisan, Mayıs, Eylül ve Ekim aylarıdır.

Tarihçe:

Bugünkü Fas topraklarındaki ilk yerleşimler Cilalı Taş Devri’ne tarihlenen MÖ 8000 yıllarından kalma, Capsian kültürüne ait kalıntılara aittir. Kalıntılar, o devirde Fas’ta büyük bir kuraklık yaşandığını göstermektedir.

Birçok teorisyen, Berberìlerin ataları olarak kabul ettikleri Amazigh adında bir halkın bu devirde var olduğuna inanır. Büyük ihtimalle, bu halkın Fas topraklarına gelişi ve bu topraklarda tarımın başlaması aynı tarihlerdir. Daha sonraları, klasik dönemde Fas, Mauretania olarak anılmaya başlanmıştır.Kuzey Afrika ve Fas, Akdeniz uygarlığına erken klasik dönemde Fenikeli tüccarlar ve koloniler sayesinde -oldukça yavaş ve geç- dahil olmuştur. Fenikelilerin gelişiyle, Akdeniz’in bu stratejik köşesi Roma’nın ilgi alanına girmiş ve kısa süre sonra da bu bölge Mauretania Tingitana adıyla Roma’ya dahil olmuştur. 5. yüzyılda bölge Vandallar ve Vizigotların eline geçti. Bunu, Bizans idaresi izledi. Ancak hiçbirisi, Fas’ın yüksek dağlarındaki Berberîleri hüküm altına alamadılar.

Ortaçağ: Müslümanların Mağrip’i ele geçirmesi 7. yüzyılda meydana geldi. Emeviler gücünün doruğundayken, Fas’taki ilk ele geçirmeyi Şam Emevileri’nin hizmetindeki bir komutan olan Ukba İbn Nafi komutasındaki İslam ordusu yaptı. 670 yılındaki bu ilk ele geçirmenin ardından Ukba ibn Nafi’nin halefleri ilerleyen dönemde Fas’ın tamamını kontrolleri altına aldılar ve 683 yılında ülkeye “Maghreb al Aqsa” (En Uzak Batı) adını verdiler. Uygulanan asimilasyon yaklaşık olarak bir asır sürdü.

Fas’ın Arap ve İslam hâkimiyetine girmesinden sonra, yedinci asır boyunca, Arap kültürünün etkisi altında kalmış olan Berberîlerin büyük çoğunluğu; Arapların kıyafet geleneklerini, kültürlerini ve İslam dinini benimsediler. Devletlerini bu kültüre göre şekillendirip, ilk örneklerini Nekor ve Bergavata devletleriyle verdiler. Ancak bu devletlerin kuruluşları beraberinde uzun iç savaşları da beraberinde getirdi. İdrîsi Hanedanı’nın kurucusu olan İdris İbn Abdallah, ülkenin Bağdat’taki Abbasi halifeleriyle ve Endülüs Emevîleriyle olan bağını kopardı ve yollarını ayırdı. İdrisîler Fes şehrini alıp, bu şehri başkent haline getirdiler ve Fas bir bilim kültür merkezi ve bölgesel bir güç haline geldi.

İdrisîler’in ardından Arap göçmenler Fas’taki politik güçlerini yitirdiler. Berberîler yönetimleri şekillendirmeye başladılar ve yeniden ülkenin hakim gücü haline geldiler. Fas, bu Berberî yönetimleri zamanında belki de tarihteki en parlak dönemini yaşadı. Arap İdrisîler 11. yüzyılda tehcir edildiler. Murabıtlar, Muvahhidler, daha sonra Marinîler ve son olarak Saadîler; Kuzeybatı Afrika’nın büyük bölümünü, Müslüman İberya’yı ve Endülüs’ü içine alan büyük devletler kurdular.

Saadîler’in ardından Alevî Hanedanı yönetime geldi. Bu sıralarda Fas, İspanya ve Osmanlı’nın nüfuz mücadeleleri ile baskılarına mâruz kalıyordu. Alevî Hanedanı kısa süre için, kendisinden önce gelen hânedanlara nazaran daha küçük bir alanda, sessiz bir zenginlikte hüküm sürdüler ve pozisyonlarını korudular. 1684 yılında Tanca’yı ilhâk ettiler. Hânedanın başındaki İsmail ibn Şerif, yerel güçlere karşı birleşik bir krallığı savundu ve bunu da gerçekleştirdi. (Kaynak: wikipedia.org)

Reklam

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*