Enderunlu Fazıl kim? Fazıl’ın eserleri hayatı

YAZAN: Neslihan İlknur KESKİN (FÂZIL’IN ÇENGİLERİ: ÇENGÎNÂME ÜZERİNE)

LİSANINA PERHİZSİZ BİR ŞAİR: FÂZIL1 ve ESERLERİ

Fâzıl Bey, 1757(?)-1810 yılları arasında yaşamış, Enderûn’da yetiştiği için
“Enderûnlu Fâzıl” olarak anılan Divân, Defter-i Aşk, Zenânnâme, Hûbânnâme, Sûrnâme-i Şehriyâr ve Çengînâme adlı eserleri olan divân şairidir. Asıl adı Hüseyin olan Fâzıl, bugün İsrail’in kuzeyinde yer alan Akkâ şehrinde doğmuştur. Dedesi Akkâ muhafızı Zâhir Ömer ve babası Ali Tâhir Osmanlı Devleti’ne karşı isyan ettikleri için öldürülmüşlerdir. Bu olayların ardından Fâzıl ve kardeşi Hasan, İstanbul’a getirtilerek
iyi bir eğitim almaları için 1775’te Enderûn’a alınmışlardır.

Fâzıl, “aşk maceraları” sebebiyle, I. Abdülhamîd zamanında 1783-4 yılında, saraydan çıkarılmış, on iki yıl saray dışında geçim sıkıntısı çekerek hayatını sürdürmüştür. Durumunu III. Selim’e ve dönemin devlet adamlarına yazdığı kasidelerle dile getiren Fâzıl, Rodos vakıflarına
bakma göreviyle, ardından Halep Defterdarlığı’nda bir memmuriyetle ve sonra da Erzurum ve civarını teftişle görevlendirilmiştir. Yazdığı hicivler sebebiyle 1799’da Rodos’a sürgün edilen Fâzıl’ın gözleri kör olmuş, İstanbul’a dönen şair, geri kalan hayatını yatalak geçirmiş, 1810’da Eyüp’te vefat etmiştir.

Fâzıl Bey, 1842 yılında İstanbul’da basılan ve klasik bir tertibe sahip hacimli
Divân’ından3 ziyade Defter-i Aşk, Hûbânnâme, Zenânnâme ve Çengînâme adlı eserleri ile adından söz ettirmiştir. Defter-i Aşk, şairin sonradan pişmanlık duyduğu, hemcinsleriyle yaşadığı aşk maceralarını, kendi dilinden anlattığı 438 beyitlik bir mesnevidir. Mesnevinin içinde yer alan Çingene düğünü tasviri orijinaldir. Eser, 1869 yılında İstanbul’da Hûbânnâme, Zenânnâme ve Sünbülzâde Vehbî’nin Şevkengîz’i ile
birlikte basılmıştır.

Bu ifade Şânî-zâde Mehmed Ataullah Efendi’ye aittir. Ataullah Efendi tarihinde Fâzıl Bey’i şu ifadelerle tavsif etmiştir: “Mûmâ ileyh Na‘îmâ Tarihinde mezkûr Maan-oğlu Hüseyn Bey tarzında bir
sahib-i marifet olup, lisanına perhîzsiz, Nef’î-gûne bî-mübâlât ü bî-pervâ idi.”

Fâzıl Bey’in Zenânnâme mesnevisi, Hûbânnâme’yi bütünleyici niteliktedir. 1112 beyitten oluşan eserde şair, Divân şiirinin âdâbına göre kadından bahsetmenin ayıp olduğunu ve kendisinin kadınlara ilgisi olmadığını belirttikten sonra sırasıyla “Hindistan, Acem, Bağdat, Mısır, Sudan, Habeşistan, Yemen, Fas, Cezâyir, Tunus, Hicaz, Şam, Halep, Anadolu, Akdeniz Adaları, Kıbrıs, İspanya, İstanbul, Rum, Ermeni, Yahudi, Çingene, Rumeli, Arnavut, Boşnak, Tatar, Gürcü, Çerkes, Boğdan, Bulgar, Hırvat, Polonya, Avusturya, Rus, Avrupa, İngiliz, Hollanda, Amerika” kadınlarını tanıtır ve nikâhın sakıncalarından bahseder.

KADINLAR HAMAMINI ANLATTI

Fâzıl’ın kadınlar hamamını anlattığı bölüm dikkat çekicidir. Şair, aşırı cinsel ilişkinin zararlarını anlattığı bir bölümle eserini bitirir. Zenânnâme, 1837 ve 1869 yıllarında Hûbânnâme ile birlikte İstanbul’da basılmıştır. Fâzıl’ın Sûrnâme-i Şehriyâr adlı eserinin adı kaynaklarda yer almamaktadır.

Eserin tek nüshası Ali Emirî Millet Kütüphanesi’ndedir. Bu eser I. Abdülhamîd’in (1774-1789) şehzâdeleri Mustafa ve Süleyman’ın Bed’-i Besmele törenlerini ve kutlamalarını anlatır.

Sûrnâme-i Şehriyâr’ın Enderûnlu Fâzıl’a ait olduğu, eserin sonundaki “dert, sıkıntı ve affedilme isteği” içeren manzûmelerden ve törenin yapıldığı 27 Şubat 1784 yılında yaşayan tek Fâzıl’ın, ölüm tarihi 1810 olan Enderûnlu Fâzıl olmasından yola çıkılarak tespit edilmiştir.6 Şair, eserde, tören kutlamalarıyla ilgili çok ayrıntıya yer vermez. Bu tarihte yatalak olduğu bilinen Fâzıl’ın, anlatılanlara

göre bu eseri yazdığı ve bu vesileyle I. Abdülhamîd’den af dilediği düşünülebilir.

Sûrnâme-i Şehriyâr, şehzadelerin Bed’-i Besmele törenlerini konu edinen ilk müstakil sûrnâme metni olma özelliği gösterir.

ÇENGİNAME

Bu makalede, daha önce üzerinde ayrıntılı bir çalışma yapılmayan Fâzıl Bey’in Çengînâme’si üzerinde durulmuştur. Makalenin ileriki bölümlerinde eser ayrıntılı olarak incelenmiştir.

Başlıktan da anlaşılacağı üzere Enderûnlu Fâzıl Bey ve eserleri gerek
döneminde gerekse daha sonra, tarihî ve edebî çevrelerce eleştirilmiştir. Selim Kuru, Fâzıl Bey’in Defter-i Aşk adlı eserini incelediği makalesinde bu durumu, eserlerin “klasik edebiyat” tanımının dışında olmasıyla ilişkilendirir:

Enderunlu Fazıl beyin (1757-1810) eserleri edebiyat tarihçileri tarafından
henüz fazla ciddiye alınmıyor. Aslında bu Enderun Mektebi çıkışlı Arap
kökenli Osmanlı şairinin kaleme aldığı mesneviler erken dönem Osmanlı
modernleşmesinin edebiyat üzerindeki etkilerini yansıtan ilginç, eğlendirici
ve edebiyat tarihi açısından önemli eserlerdir. “Neden bu ihmal?” diye
düşündüğümüzde Fazıl beyin eserlerinin “klasik” edebiyat tanımına
uymaması, genel geçer ahlaki kurallara uygunsuz kaçacak “küstahça”
kelimelerin eserlerinde kullanılmış olması gibi (aslında birçok Osmanlı şairi için söylenebilecek) iddialarla karşılaşıyoruz.

Jan Schmidt ise “Fazıl Beg Enderuni Social Historian or Poet” başlıklı
yazısında, üzerinde fazla araştırma yapılmayan Fâzıl Bey’in eserlerinin, edebî açıdan yoksun bulunmasına rağmen, gerçekçi ögeler açısından ilginç olarak değerlendirildiğini belirtir.

Ayrıca Schmidt, Fâzıl Bey’in şehrengîz türünde kaleme aldığı Hûbânnâme, Zenânnâme ve Çengînâme adlı eserleri üzerine az çalışma yapılmasını da şehrengîz türünün utandırıcı, açık (imasız) ve eşcinsel içeriğine bağlar.

Gibb de Osmanlı Şiir Tarihi adlı eserinde, Fâzıl Bey’in eserlerinden yola
çıkarak onun edebî şahsiyetini oluşturan unsurları satır aralarında şu şekilde belirtir: Folklorik unsurlar, farklı milletlere dair bilgiler, geleneksellikten ve muğlaklıktan uzak, açık ve kesin ifadeler, günlük konuşma dili ve otobiyografik bilgi. Buna rağmen Gibb onun hakkında şu yorumda bulunur: “Fâzıl bir şair değil, birinci elden, başka yerlerden elde edemeyeceğimiz bilgiler veren bir nâzımdır.”

YAZAN: Neslihan İlknur KESKİN (FÂZIL’IN ÇENGİLERİ: ÇENGÎNÂME ÜZERİNE)

Reklam

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*