Çocuk Yetiştirmede Anne ve Babanın Rolü

YAZAN: EDA ÇELİK- ALİM SÖZLÜK

KAYNAK: YUSUF HAS HACİB’İN KUTADGU BİLİG

Kutadgu Bilig’te Çocuk Yetiştirmede Ane Babanın Rolü

Çocukların Nasıl Terbiye Edileceğini Söyler  (Beyit: 4504-4526, S. 326-327.)

Çocukların iyi veya kötü olmalarına anne ve babaları sebep olur. (Beyit: 1486, s.115.)

Her aile, çocuklarının en güzel şekilde yetişmesini, gelişmesini; ailesine ve topluma faydalı birer birey olarak hayata atılmasını ister. Çocuk eğitiminde hem annenin hem de babanın önemli görev ve sorumlulukları vardır. Anne çocuğun bakımını, hayata hazırlanmasını, gelişimini sağlarken; baba çocuğun alacağı temel eğitimleri, görgüyü ve bilgiyi temin eder. Bu sebeple çocuğun eğitiminden büyük oranda anne ve baba sorumludur. Tabi bir de bu bilgilerin verilmesi yanında anne ve babanın davranışsal olarak çocuğa örnek teşkil etmeleri gerekmektedir. Her ebeveyn çocuklarının en güzel şekilde yetişmesini, gelişmesini; ailesine ve topluma faydalı birer birey olarak hayata atılmasını ister. Bu durumda hem annenin hem de babanın üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi, dikkatle ve sabırla emek göstermesi gerekir. Çocukların iyi veya kötü yetişmelerinde sorumluluğun anne ve babaya yüklemesi, hem eserin yazıldığı dönem için hem de günümüz için geçerlidir. Çünkü insan tabiatı değişmemiştir. Anne ve babanın çocuk üzerindeki etkisi her çağda aynıdır.

Oğula bilgiyi henüz küçük iken öğret; küçüklüğünde bilgi öğrenirse, hayatta muvaffak olur. (Beyit: 1493, s. 116.)

Eğitim anne karnında başlar. Hepimizin bildiği ‘Ağaç yaşken eğilir.’ sözü bu beyiti açıklamak için çok yerinde olacaktır. Çünkü çocuklar küçük yaşta iken daha kolay eğitilirler.  Hafızaları, algılamaları ve anlama becerileri bu dönemde eğitim için oldukça müsaittir. Henüz ön yargıları ve değer yargıları gelişmemiş olan çocuk kendisine verilen veya gösterilen bilgi, tutum ve davranışları kolayca algılayıp uygulayabilir. Çocukluğun ilk döneminde öğrenilen şeyler, hafızada uzun süreli kalan şeylerdir. Bu yüzden eğitime erken başlanmalıdır. Eğitim ve öğretimin faydalı olabilmesi ve çocuğun başarılı olabilmesi için uygun zaman ve gelişme durumu göz önüne alınmalıdır. Her anne ve baba hatta herkesin bildiği gibi zihin gelişimi küçük yaşlarda daha aktiftir, yaş ilerledikçe öğrenme zorlaşmaya başlamaktadır. Bu sebeple çocuklara bilginin ve eğitimin en verimli şekilde verileceği dönem küçük yaşlardır. Çocuğun küçüklüğündeki bazı davranışlarından, onun gelecekte nasıl bir insan olacağı hakkında bazı tahminlerde de bulunmak mümkündür.

Oğul-kız küçüklükte ne öğrenirse, yaşlanıp, ölünceye kadar onu unutmaz.

(Beyit: 1495, s. 116.)

Bir önceki beyit üzerinden açılan konuda üzerinde durulduğu gibi bilgi ve eğitimin küçük yaşta verilmesi makbul olandır, çünkü bu yaşta alınana eğitim unutulmayacak üzere zihinde depolanmaktadır. Bu durumun en önemli göstergelerden biri de aile eğitimi yanında okul eğitimin daha küçük yaşlarda başlamasıdır. Aileler çocuklarını yetiştirip terbiye ederken bu önemli kuralı her daim göz önünde bulundurmalı ve daha küçük bunu anlamaz demek yerine her bilgiyi o çocuğun yaşına uygun bir şekilde vermeleri gerekmektedir. Çünkü unutulmaması gereken en önemli şey aileler her zaman çocuklarının yanında olamayabilirler. Bu sebeple çocuklarını olabildiğince erken eğitmelidirler.

Bir şart daha var; çocuk bilgi isterse öğrenmeğe küçük yaştan başlamalıdır.
İnsan, küçük çocuk iken bilgi öğrenir ve büyüyünce, dileğine kavuşur.

(Beyit: 1822-1823, s. 139.)

Bu beyitlerde de yine çocukların eğitimine küçük yaşta başlanması gerektiği, bunun daha verimli olacağı ifade edilmektedir. Burada küçük yaşta eğitimin faydalı olacağı dışında bir başka önemli konuya daha değinilmektedir; yetenekli çocukların potansiyellerinin erken yaşta farkına varılması ve bu doğrultuda eğitim almaları için ailelerin gerekli çabayı göstermeleri gerektiği vurgulanmaktadır. Küçük yaştan itibaren çocuğun dikkatle gözlenmesi zekâ, ilgi ve yeteneklerinin tespit edilerek bu doğrultuda eğitilmesi gerektiği belirtilmektedir. Çok küçükken becerikli, zeki ve yetenekli olduğu görülen çocukların özel bir eğitime tabi tutulmaları gerektiği ifade edilmektedir. Çocukta küçükken görülen belirtiler onun büyüyünce ulaşacağı noktalara ait işaretlerdir. Örneğin erken yaşlardan itibaren el işlerinde ustalık gösteren, konuşabilen veya okuyabilen çocuklar erken yaşlarda fark edilmeli ve bu durumlara göre eğitime tabi tutulmalıdırlar.

Ana karnında teşekkül eden tabiat ve terbiye ancak kara toprak altında insanı terk edip gider; ey zeki insan. (Beyit: 883, s.74.)

İnsanoğlunun terbiyesinin ve eğitiminin daha anne rahminden başladığını ve ölünceye dek onu terk etmeyeceğini söyleyen bu beyit eğitimde aile faktörünün de ne kadar etkili olduğunu ortaya koyan en önemli beyitlerden biridir. Ama şöyle de bir durum vardır ki, dış etkenler, hayat koşulları ve yahut insanı kötü işlerde bulunmaya iten faktörler bu terbiyenin bozulmasına zemin hazırlayabilmektedir. Bunun tarih boyunca da günümüzde de pek çok örneği görülmektedir. Ailesi çok iyi eğitimli olup yine ailesinden çok iyi bir eğitim almış olan insanlarında kötülüğe düştüğü görülmektedir. İşte bu durumda da Yusuf Has Hacib’in kaleme aldığı bir beyit çocuk terbiyesi üzerindeki anne baba etkisini ortaya koymaktadır.

Serbest ve başıboş bırakma, sıkı tut ve kötü hareketlerine mani ol; çocuk sıkı bir terbiye altında bulundurulursa, sonunda bahtiyar olur. (Beyit: 1491, s.116.)

Anne babaların çocuklarının eğitim ve terbiyesine küçük yaşta başlamaları gerektiğini ifade etmiştim. Ama bu küçük yaşta eğitip ondan sonrasında çocuğunun başının çaresine bakması durumu için söylenmemiş aksine anne ve babanın çocuğun eğitimi ve terbiyesini her yaşta takip etmesi gerektiğini, çünkü kötülüklerin her zaman insana musibet olma ihtimalinin olduğunu ifade etmek için söylenmiştir. Kutadgu Bilig’de 11.yy’da ifade edilmiş olan bu bilgi günümüzde dahi ailelerimizin bizlere karşı tavır ve tutumlarında kendini göstermektedir. Hepimiz zaman zaman anne ya da babamızdan ‘ Sen benim gözümde hala çocuksun’ sözünü duymuşuzdur. Bir aile çocuğunu her yaşta çocuk olarak görüp her yaşta bilgi ve tecrübelerini paylaşarak onu eğitmektedir. Yani bu beyit ve bilgilerden hareketle şu sonucu kolaylıkla çıkarabiliriz: Aile eğitimi ve terbiyesi ömür boyu sürmekte, anne ve babalar çocuklarını yetiştirmeyi sadece çocukluk dönemi ile sınırlı tutmayıp bunu bir ömre yaymaktadırlar.

Baba çocuğunu küçüklüğünde başıboş bırakırsa, kabahat ve suç çocukta değil, babadadır.  (Beyit: 1224, s. 98.)

Oğlu başıboş dolaşmağa bırakma; başıboş kalırsa, her tarafa gider ve yazık olur.

(Beyit: 4509, s. 326.)

Başıboş bırakılan, ilgilenilmeyen, eğitilmeyen bir çocuğun ailesine, toplumuna ve milletine zararlı olması çocuğun değil ebeveynlerin suçudur. Bu sorumluluğu almayan, çocuğunu iyi yetiştirmeyen, onun ihtiyaçları ile ilgilenmeyen ve kendi haline bırakan bir ailenin suçu ve sorumluluğu başkalarında araması büyük yanlıştır. Her aile kendi çocuğundan kendi sorumludur, o çocukta olmaması gereken bir tutum varsa aile önce kendi kendisini muhakeme etmelidir. Çocuklar, anne ve babaları tarafından işlenen bahçe gibidir. Her anne kendi çiçeğini diker bu bahçeye ve her baba onu sevgiyle, ilgiyle sular. Bu çocuk zamanla yeşermeye ve etrafına renkleriyle ışık saçmaya başlar. Bu nedenle anne ve babalar, çocuklarını yetiştirirken her türlü çabayı göstermeli, onlara ilgisiz kalmamalı, ellerinden geldiği kadar çocuğun gelişimini sağlamalıdırlar. Aksi takdirde ilgisiz, aile terbiyesinden yoksun, sevgisiz yetişen çoğu çocuğun ne kadar kötü durumda kaldıklarına dair geçmişte de günümüzde de bir çok örnek vardır.

İster oğlum, ister yakınım veya hısımım olsun; ister yolcu, geçici, ister misafir olsun;

Kanun karşısında benim için bunların hepsi birdir; hüküm verirken, hiç biri beni farklı bulmaz.  (Beyit: 817-818, s. 70.)

Bir ailenin çocuğunu terbiye ederken onu eğitirken en başta öğretmesi gereken konuların başında adalet, hak, hukuk gelmelidir. Burada önemli olan bunu öğretmenin yanında ailenin kendi tutum ve davranışlarında bunu çocuğa yansıtmasıdır. Çünkü her çocuk ilk olarak annesini ya da babasını örnek alarak onun gibi olmanın hayalini kurar bunun için çabalar. Anne ile baba adaletli, hak ve hukuka önem veren insanlara çocuk da bunu görerek yetişeceğinden bu erdemle büyür. Ama anne ile baba haksızlık yapan adaletsiz insanlarsa çocuklar da bunu örnek alacaktır. Tabi bu bir genellemedir. Yukarıdaki beyitlerde açıkladığım gibi dış etkenler ve olumsuz faktörlerin etkisiyle bunun tam tersi de olabilir. Adaletli bir aileden bu olumsuz faktörler sebebiyle haksızlık yapan çocuklar yetişebilir, ya da bu durumun tam tersi olarak haksızlık yapan adalete önem vermeyen ailelerden de kendini yetiştiren adaletli çocuklar ortaya çıkabilir. Ama bu bilgiler ya da örnekler dışında genel olarak bakacak olursak adalet kavramı anne ve baba tarafından çocuğa kazandırılan bir erdemdir.

Gözden uzak bulundurma, ona fazilet ve bilgi öğret; bilgi ve fazilet ile memlekette mevki sahibi olsun. (Beyit: 1489, s. 115.)

Her anne-baba çocuğunun iyi yerlere gelmesi, mevki sahibi olmasını ister. Bunun için çocuğunu en iyi şekilde eğitmek ona bu yolda ilerlemesi için tavsiyeler ve bilgiler verir. Çocukların gerekli terbiye ve bilgiyi alabilmeleri için anne ve babalarının yanında olmaları ve bizzat onların çabasıyla yetişmesi gerekmektedir. Ama anne ve babalar yeri geldiğinde çocuklarının daha iyi eğitim alabilmeleri için onları kendilerinden uzağa göndermek zorunda kalıp fedakârlıkta bulunabilmektedirler.

Senin ay gibi bir oğlun veya kızın doğarsa, onu kendi evinde terbiye et, bu işi başka ellere bırakma.

Oğul-kıza bilgi ve edep öğret; bu her iki dünyada onlar için faydalı olur.

(Beyit: 4504-4506, s. 326)

Dünyaya gelen bir çocuğun eğitiminin ancak anne ve babası tarafından verilmesi gerekir. Bunun dışında kim olursa olsun çocuğun iyiliğini kendi anne ve babası kadar isteyemez ve çocuğun yetişmesinde etkin rol oynayamaz. Her zamanda olduğu gibi 11.yy’da da günümüzde de bir çocuğun yetişmesinde en faydalı olacak olan ailesidir. Ailesi dışında onu eğitecek kişi öğretmenlerdir, âlimlerdir. Çocuğa ailesi tarafından verilen bilgiler ve terbiye onun geleceğine ışık tutacak, ailesinden aldığı terbiyeyle hareket ederek iyi işler yapacak ve en önemlisi, o da ailesinden aldığı bilgileri ve terbiyeyi kendi çocuklarına verecek ve bir nesil güzel huylarla edeple yetişecek. Aile terbiyesinin çocuk üzerindeki etkileri dönemlik değil hayatın her kesiminde kendini gösterecek bir eğitimdir. En genel örneği verecek olursak kötü bir durumla karşı karşıya kalındığında herkes ömründe bir kere ‘Ailem beni böyle yetiştirmedi’ demiştir. Çoğu insana ailesi tarafından bunlar miras kalır ve ne kadar zaman geçerse geçsin bunlar unutulmaz, çünkü bu bilgiler bir ömre yansımaktadır. Aile tarafından miras kalınır demişken başka bir beyitle bunu açıklamak çok yerinde olacaktır.

Ey oğul! Bir sözümü sana söyledim; ey oğul, bu nasihatleri ben sana verdim.

(Beyit: 187, s.25.)

Baban öldü, gitti ve bu ölümü ile sana öğüt verdi; baba nasihatini tutarsan, o sana bal şeker olur.   (Beyit: 5154, s. 372.)

İnsandan insana, miras olarak, söz kalır; vasiyet edilen sözü tutmanın faydası çoktur.

(Beyit: 190, s. 26.)

Dünyanın kimse için sonsuz olmadığı, doğan her canlının bir gün öleceği su götürmez bir gerçektir. Her insana ailesinden iyi ya da kötü, maddi ya da manevi bir miras kalmaktadır. Bu beyitlerden yola çıkarak bir insan için anne ve babasından kalacak en güzel mirasın onun hayatında iyi işler yapmasında etkili olacak nasihatlerin olduğunu söylemek gerekir. Ne yazık ki bu nasihatlerin değeri biraz geç anlaşılmaktadır. Çoğu insan zor duruma düşünce bu nasihatler aklına gelir kimi insan da daha zor duruma düşmeden o nasihatler sayesinde pişmanlık duyacak işlerde bulunmaz. İnsana ailesinden kalacak mal mülk geçicidir ama dünyaya gelişinden beri ailesi tarafından sürekli aldığı terbiye ve öğütler kalıcıdır. Bu öğütler hayatının her döneminde insana fayda sağlar. Geçmişte de günümüzde de bu nasihatlerin kıymeti geç anlaşılsa da bir şekilde anne ve babadan kalan en değerli mirasın bunlar olduğunun farkına varılarak kıymet verilmektedir.

Bir de, ey hükümdar, çocuk ne kadar babasının rızasını alırsa, o kadar onun duasına nail olur.  (Beyit: 1802, s. 137.)

Anne ve babanın rızası ve duasını almanın önemini Hz. Peygamber ‘Babanın çocuğuna duası, Peygamber’in ümmetine olan duası gibidir.’ sözleriyle açıklamıştır. Anne ve baba rızasını almayan insanın ne işleri yolunda gider ne duaları kabul olur. Bunun en basit örneğini gündelik hayattan verecek olursak anne ya da babamızın rızasını almadığımız ya da onların gönlünün olmadığı bir işe kalkıştığımızda işimizde sürekli bir aksaklıkların yaşanması ya da istediğimiz sonucu alamamamız yeterli olacaktır.

Eğer onu sıkı bir terbiye altında yetiştirecek biri bulunmazsa, o çocuk heder olur; sen artık ondan ümidini kes. (Beyit: 1220, s. 98.)

Bu beyitte çocuk eğitimi üzerinde ailenin ne kadar etkili olduğu vurgulanmaktadır. İnsan belli bir yaştan sonra kendi kendisini yetiştirebiliyor ama hayatının ilk zamanlarında her insanın bu hayata hazırlanabilmesi için ailesine ihtiyacı vardır. Çocuklar, ailelerinin kanatları altında ailelerinin yardımları ile bir şekilde hayat hakkında bilgi ediniyorlar. Ama ailesi olmayan insanlar gerekli eğitimi ve terbiyeyi anne babasından alamayan çocuklar kendilerini hayata karşı 1-0 yenik hissetmektedirler. İşte burada ailesi dışındaki diğer insanların üzerine büyük bir sorumluluk düşmektedir. Kim etrafında anne babası olmayan çocuk görürse onu kendi evladı gibi göremese de hiç değilse o çocuğu bu hayata karşı hazırlayacak temel bilgileri vererek elinden tutması gerekmektedir. Ama ne yazık ki bu neredeyse her insanın yapmaktan gocunduğu bir eylemdir. Bu sebeple anne babası olmadan yetişen çocuklardan ümidi kesmek değil de onun diğer çocuklara oranla biraz daha mazur görülmesi gerekmektedir. Bazen ümidi kesmek bir kenarda dursun aile terbiyesi almadan yetişen çocukların kendi kendilerini yetiştirerek edindikleri olgunluk, aile terbiyesi alan çocuklardan bile kat ve kat fazladır. Ayrıca çocuk, anne ve babasından çok hocalarını, eğitmenlerini daha fazla dikkate alacak ve onların söz ve davranışlarını daha fazla önemseyip benimseyecektir ve zamanla kendini yetiştirecektir.

Oğula bütün faziletleri tam olarak öğret; o bu faziletler ile ileride mal sahibi olur.

(Beyit: 4508, s. 326.)

Aile eğitimi daha önceki beyitlerden de yola çıkarak bahsettiğim gibi çocuğun tüm hayatına yansır. Ailesi tarafından iyi terbiye edilen ve bilgi sahibi olan bütün erdemlere sahip olarak yetiştirilen çocuklar zamanla işlerinde de başarılı olur ve bu işlerden elde ettikleri getiriler ile zamanla mal sahibi olurlar. Mal ve mülkü bu şekilde elde eden insanın malı daha değerli olur çünkü emek karşılığında kazanılmıştır. Bu çıkarıma örnek olarak bir hikâyede vardır. Bir çocuk babasından aldığı parayı babası ateşe at dediğinde her defasında kolaylıkla atmış, ama kendi emeği sonucu kazandığı parayı atamamıştır. Sadece mal mülk konusunda değil hayata dair her konuda insanın kendi çabasıyla kazandığı her şey daha değerlidir. İşte ailesinden aldığı eğitimle bunlara sahip olan insan hiçbir zaman ailesinden miras olarak da mal mülk beklemez, çünkü onun için anlamlı ve önemli olan ailesinden aldığı terbiye ve erdemli bilgilerdir.

Çocukların tavrı, hareketi kötü ise, o kötülüğü baba yapmıştır; çocuğu iyi olmaktan mahrum eden O’dur. (Beyit: 1225, s. 98.)

Babanın çocuk yetiştirme de büyük rolü vardır. Baba bir çocuğun önündeki en önemli liderdir ve çocuğun gelişiminde sözlerinden çok davranışlarıyla etki sahibidir. Çocuğunun sorunlarını görmeyen bir baba, bir anlamda sorumlulukları anneye yıkar. Çocuk da babasından beklediği şeyleri annesinde arar fakat bulamaz. Çünkü annenin görevi çocuğun gözünde babadan çok farklıdır. Anne daha çok çocuğun gelişimi ve hayata hazırlanmasıyla ilgilenir, çocuk üzerinde bir babanın olduğu kadar liderlik pozisyonu yoktur. Bu görüş üzerinden yüzyıllar geçmesine rağmen günümüzde çoğu aile içinde hala devam etmektedir. Ama bu anlayışın devam etmediği aileler de bulunmaktadır, bunlara en büyük örnek de babaları olmayan çocukların bulunduğu ailelerdir, o çocuklara göre lider olan da onu hayata hazırlayan da annedir. Ama genellemelere bakacak olursak, çocukların gözünde babanın konumu her zaman farklıdır, erkek çocuklar için babaları bir örnek teşkil ederken, kız çocuklar için babaları en büyük kahramandır ve ondan daha güçlüsü yoktur, hatta dayanılacak dağ statüsüne babalarını koymaktadırlar. Bu nedenle babanın sorumlulukları daha fazladır. Çocuğun tavır ve hareketlerindeki olumsuzluklar daha çok babadan kaynaklanır.

Kimin çocukları naz içinde yetiştirilirse, o kimseye ağlamak düşer; keder ona mukadderdir.  (Beyit: 1223, s. 98.)

Bu konu belki de çocuk yetiştirmenin en hassas konularından biridir ve bence bizzat babalarla ilgili bir konudur. Çünkü babalar bazen çocuklarını tek olmalarından bazen de cinsiyet ayrımından dolayı şımarık bir halde yetiştirmektedirler. Bir çocuğun yetişmesinde bir babanın yaptığı ve yapacağı en büyük hata da burada başlamaktadır. Özellikle günümüzde babaların çocuklarına karşı gösterdikleri fazla hoşgörü, onları başıboş bırakmaları, çocuklarına sağlayacakları özgürlüğün derecesini tam olarak tayin edememeleri ve bazen sınırı aşmaları, çocukların her ihtiyacını karşılayan bir tutumda olmaları, çocuğa sevgi ve ilgi göstermek yerine onu avutacak ve oyalayacak maddi ihtiyaçlar sunmaları bu hataların başında gelmektedir.  Bu gibi yanlış davranışlar, doğal olarak çocukların tavır ve hareketlerine yansıyacaktır. Geçmişte erkek çocuk üstünlüğünün sürdüğü dönemlerde erkek çocuğa verilen tavizler ve o çocuğun bu tavizlerden faydalanarak yaptığı hatalar örnek gösterilebilir. Günümüzden örnek verecek olursak sırf çocuklarla ilgilenmemek, onlara doğruları anlatmak yerine her istediklerini yapmak o çocuğun kendi ayakları üzerinde durmasına en büyük engel olacak ve çabalamak gibi bir eylemi hiç olmayacaktır.

Ey baba olan, çocuğunu sıkı terbiye et; arkadan gelenler sana gülmesinler.

(Beyit: 1227, s. 98.)

Her beyitte ifade edildiği gibi çocuğun eğitiminden aile sorumludur ve çocuk kaç yaşına gelirse gelsin yaptığı her hareket ve davranışta bu terbiyeyi temsil edecektir. Bir insan kaç yaşına gelirse gelsin hayatına yön vereceği temel bilgileri ailesinden almıştır. Aile çocuğunu her zaman için yetiştirmeli ve bu terbiyeye çok dikkat etmelidir. Çocuğun toplumda edineceği yer, ailenin mutluluğunu da temin eder. Bu nedenle topluma zararlı, olumsuz tavır ve davranışlara sahip olan insanlar ailelerini de olumsuz bir şekilde temsil ederler. Bir insan her zaman ailesiyle anılır, toplum içinde olumsuz bir tavır sergileyen insan görüldüğünde dahi ‘Ailesinden hiç mi terbiye almamış’ denilmektedir. İnsan her zaman hareketleriyle yetiştiği aileye ayna tutar. Çocuk iyiyse anne ve babası da iyi olarak anılır, çocuk kötüyse anne ve babası da kötü anılır.

Kimin soyu babadan temiz ise, ondan memlekete iyilik ve fayda gelir.

Eğer ana hırsızlık suyunu gizlice alır ve bundan bir oğul, doğarsa, o memleket için bir afet olur. (Beyit: 5767-5768, s. 412)

İnsanların, ailesi ve soyuna ayna tuttuğunu söylemiştik, bir insanın hareketlerinden sadece kendi sorumlu değildir, o hareketin iyiliği ve kötülüğüne göre ailesi de bu hareketten sorumluluk payını alır. Eğer bir kişi iyi bir soydan geliyor da başarılı olmuşsa hemen onun soyundan kaynaklı böyle başarılı olduğu düşünülür. Âlimin oğlu âlimdir sözü de bu anlayıştan kaynaklanmaktadır. Bu anlayış tarihte de, günümüzde de eğitim sisteminin bozulmasında rol oynayan ilk faktörler arasında yer almaktadır. Bu genellemeyi çürütecek ‘Zalimden âlim, âlimden zalim doğar.’ sözü ise ailenin her zaman etkili olamadığını ortaya koymaktadır.

Oğula kız al, kızı ere ver; ömrünü dertsiz geçir, ey mes’ud insan. (Beyit: 4507, s. 326.)

Baba ve annenin çocuklarına karşı sorumlulukları onları sadece eğitmek, terbiye etmek değil, onların güzel ve mutlu bir şekilde yuvalarını kurmalarına vesile olmalarıdır. Tabii sadece yuva kurmalarına vesile olmakta değil, çocuklarını iyi birer eş olmaları, iyi birer anne baba olmaları, evlerinde huzuru sağlamaları, dürüstlük ve adaletle ailesini düzene sokmayı da öğretmeleri gerekir. Ama öğretmenin de ötesinde bunu küçüklüklerinden beri kendi aile hayatlarında uygulayarak örnek olmaları gerekmektedir. Çünkü daha önceki beyitlerden hareketle de açıklandığı gibi çocuklar en çok örnek aldıkları davranışları yerine getirirler ve gene olarak da anne ile babalarını örnek alırlar.

YAZAN: EDA ÇELİK- ALİM SÖZLÜK

KAYNAK: YUSUF HAS HACİB’İN KUTADGU BİLİG

Reklam

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*