Kur’an kavramları: sünnet

“Sünnet” kavramı, gerek Kur’an’da, gerekse Kur’an-dışı kaynaklarda ıstılahlaştırılmış (terimleştirilmiş) anlamda kullanılmamış; bu kaynaklarda, genellikle, ya, “Allah’ın Sünneti, Peygamber’in Sünneti, öncekilerin sünneti…” gibi tamlama şeklinde; ya da, “güzel bir sünnet, kötü bir sünnet…” gibi, bir sıfatla beraber kullanılmıştır. Nadir olarak yalın halde de kullanılmış ise de, bu, günümüzde kendisine yüklenen ıstılah (terim) anlamında değildir.

“Rusulullah’ın (s) Sünneti” konusunda özet olarak şunları söyleyebiliriz:
Kur’an’da, Sünnet (Rusulullah’ın Sünneti), Kitab’a, yani Kur’an’a alternatif olarak zikredilmemiştir. Kur’an’da sadece, Allah’a itaatin yanı sıra, Rasulullah’a da itaatin zorunluluğu vurgulanmakta ve o’nun, insanlar için “güzel bir örnek olduğu” bildirilmektedir (Ahzâb 33/21).
Kur’an’da, “Allah’ın Sünneti” ibaresi bulunmasına rağmen, “Peygamber’in Sünneti” tabiri de geçmemektedir.
Hadisler’de ise, “Allah’ın Sünneti, Rasûlü’nün Sünneti’ ibarelerinin yanı sıra, nadiren “Kitab ve Sünnet” tabirine de rastlanmaktadır.

Hadisler’de geçen bu kullanımlardan dolayı, Kur’an ile Sünnet’in tarifleri ve birbiriyle olan ilişkileri önem kazanmaktadır.
Kur’an; insanların doğru yola ulaşmasına vesile olacak bütün kuralları ihtiva eden Allah kelamıdır.

Sünnet ise, sözlü bir metin olan Kur’an kurallarının, Hz. Peygamber tarafından, ilk muhatap toplumda uygula(n)masıdır.
Bu tariflere göre, Sünnet, Kur’an’dan bağımsız birşey değildir.
Kur’an metninin hayat sahnesine konulmuş hali “Rasulullah’ın Sünneti” diye isimlendirilirse, Kur’an ile Sünnet arasındaki ilişki daha iyi anlaşılmış olur.
Buna rağmen, Kur’an ile Sünnet arasında yine de bazı farklar vardır.
Kur’an’ı indiren, gaybı, dolayısıyla geleceği bilen Allah olduğundan, O’nun “ebedî” kaydıyla koyduğu kurallar, Kıyamete kadar geçerli olur.

Rasulullah’a gelince: Kur’an, o’nun bir beşer olduğunu ve Allah bildirmedikçe gaybı, yani kendi zamanı ve mekanı dışındakileri bilemeyeceğini ifade etmektedir. Bu vasfa sahip olan bir Peygamber’in; belli bir toplumda, belli bir coğrafyada ve belli bir zamandaki uygulamasının- o şartlarda en mükemmel olmasına ve bizim için daima örnekliğini korumasına rağmen- başka bir toplum, coğrafya ve zamanda, bütün detaylarıyla aynen taklit edilebileceğini söylemek mümkün olmasa gerektir. Nitekim Kur’an’da, “sefer” gibi, tarifi Rasulullah’a – ve belki de Müslüman yöneticilere/âlimlere- bırakılan bazı tarifsiz (“mutlak”) ifadeler vardır ve bunlar, şartların değişmesiyle yeniden tarif edilmesi gereken hükümlerdir.

(Kur’an ve Sünnet Üzerine Makaleler, Hikmet Zeyveli, Bilgi Vakfi Yayınları, Ankara, 1996)

Yazan: Şeref Aziz TAHA

Reklam

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*