Türkiye Selçukluları’nda evlilik

YAZAN: YUSUF KANDİŞ-ALİM SÖZLÜK

                Türkiye Selçuklularında evlilikler İslam hukukuna bağlı bir şekilde yapılıyordu. Çoğunlukla tek eşlilik yaygın ise de çok eşliliğe de rastlanabiliyordu. Genellikle evlilikler aynı din, ırk ya da sosyal gruplar arasında yapılıyordu ama bunun en büyük istisnası yerli Rum kadınları ile Türk erkeklerinin arasındaki evliliklerdi. Bu evliliklerden doğan çocuklara İğdiş deniliyordu ve bu ilerleyen dönemlerde bir kurum halini alarak devlet kademesinde görevleri bir kısmını ellerine alan kadro haline geldiler.

                Türkiye Selçuklularında evlilikler genellikle görücü usulü gerçekleştiriliyordu. Bu işi genelde anne-babalar veya ailelerin ileri gelenleri yürütürken bazen de bir kızı beğenen erkek durumu büyüklerine arz edebiliyordu. Kız istemeye hutbe deniliyordu.

                Ayrıca gönül ilişkilerine bağlı evlilikler de mevcuttu ki bu durumda evlilik öncesi görüşmelerde arada elçiler gidip geliyor, taraflar meyilli ise buluşma gerçekleşiyordu. Bundan sonra evlilik için ya aileler arasında arabulucular gidip geliyor ya da erkek direk konuyu kızın ailesine beyan ediyordu.

                Türkiye Selçuklularında evlilik, dini ve toplumsal değerlere uygun olarak, sürekli teşvik ediliyordu. Buluğ yaşına ermiş kızlar evlendiriliyordu. Bu durumda kızların ortalama evlilik yaşı 15 olarak söylenebilir.

                İki tarafın anlaşılmasından sonra nikah ve düğün hazırlıkları başlıyordu. Bunlar içinde en önemlisi erkeğin kadına vermek zorunda olduğu mihr idi. Ayrıca kız tarafının da çeyiz hazırlaması adettendi. Nikahlar genellikle kadı huzurunda kıyılıyor ve nikah akdi defterlerde kayır altına alınıyordu.

                Düğün hazırlıkları da önemli bir yer tutmaktaydı. Gelinleri düğüne hazırlayan “bezeyiciler” mevcuttu ve günümüzdeki kına gecelerine benzer bir uygulamanın o zamanlarda yapıldığına da rastlıyoruz.[1] Düğünler halkın katılımıyla bir şölen havasında gerçekleşiyordu. Bunu sağlamak için düğünde def, davul, zurna, darbuka ve kaval gibi müzik aletleri çalınıyor ve misafirler ile düğün sahipleri müziğe eşlik ederek zaman zaman naralar atılıyordu. Ayrıca düğünlere hokkabaz ve oyuncuların katıldığı da oluyordu. Ayrıca düğünler de şiir, gazel ve rubailer de okunuyordu. Bir diğer düğün adeti ise saçı geleneğiydi. Düğün sahibi maddi durumuna göre etrafa altın, gümüş, değerli kumaş ve şeker saçıyordu.

                Selçuklu toplumunda, kadın-erkek arasında iş bölümü mevcuttu ve buna göre kadın evin günlük işleriyle ilgileniyor, evin düzenini sağlayıp eşinin beklentilerine cevap veriyordu.

                Karı-koca arasında sağlam bir ilişki karşılıklı sevgi ve saygıya dayanıyordu. Mevlana oğlu Sultan Veled’e yazdığı mektupta eşi Fatma Hatun’a saygılı davranmasını ve haklarına riayet etmesini tavsiye ediyordu. Ayrıca kadınları olduğu gibi kabullenmeyi ve değiştirmek için çaba sarf etmemeyi de tavsiye ediyordu.

                Karı-Koca ilişkilerini etkileyen diğer bir unsur da kışkançlıktı. Şems, Kimya Hatun ile evlendiğinde Mevlana’nın evinde kalıyordu. Şems, Mevlana’nın oğlu Aleaddin Çelebi’nin evdeki rahat tavırlarından rahatsız olarak ona “Ey gözümün nuru! Her ne kadar dış ve iç edeple süslenmiş isen de, bundan böyle bu evde hesaplı gidip gelmen gerektir” diye uyarmıştı.

                Eşler arasındaki sorunlar halledilmediği zamanlarda ise, Efendimiz’in belirttiği “Allah’ın en sevmediği mübah”, boşanma durumu ortaya çıkıyordu. Selçuklu toplumunda boşanmalar hoş karşılanmasa da gerçekleşiyordu. Fakat genel olarak toplum olayın bu raddeye gelmesini engellemek için birlikte bir çaba halinde idi. Mevlana’nın Gürcü Hatun ile Muînüddin Pervane arasındaki olayı tatlıya bağlamak için uğraşı bu duruma en güzel örneklerdir.


[1] 481

Reklam

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*