Divan-ı Kebir’e göre Mevlana Celaleddin Rumi’nin Adalet Tasavvuru

YAZAN: RECEP HARUN GÜNDÜÇ-ALİM SÖZLÜK

Giriş

Adalet kelimesi anlam olarak “davranış ve hükümde doğru olmak, hakka göre hüküm vermek, eşit olmak”[1] anlamlarını taşımaktadır. Adalet “herkese lâyık olduğunu vermektir, herkesin hakkına saygı göstermektir.” Adalet diyince insanların aklına terazi gelmektedir. Terazi eşitlik dememiz daha doğru olacaktır. Ancak adaletin içinde eşit olmakla beraber her zaman eşitlik değildir. Herkesin hakkı karşılığında bir şeyler alması gerekir[2]. Adaletin çiğnenmesi zulmü doğurmaktadır. İnsanlar adalete uysa, adaletli davransa zulüm olmaz.

Bir devletin bekası için devletin başındaki kişilerin adaletle hükmetmesi gerekmektedir. Bir medeniyetin kurulması için adaletli olmak yani adil olmak en büyük erdemdir. Erdemli toplumların başında da ahlaklı ve adaletli toplumlar gelmektedir. Adaletten kastımız sadece doğru yanlışın gözetilmesi değildir. Liyakat da bu işin içine girer. Her işin ehli insana verilmesi, layıkıyla görevini yerine getirecek olan kişiye verilmesidir. Toplumun da devlete de güvenmesi, devlete olan sadakatini artması içinde adalet şarttır. Bir devlette adalet yoksa o devlet batmaya muhtaçtır. Adalet olursa toplumda güven, huzur ve mutluluk oluşmaktadır. Farabi de mutluluktan bahsederken adaletin olması gerektiğini vurgular. Çünkü devlette adalet olursa insanlar hak ettiği cezaları alır, layık olduğu mevkilere gelir ve hak eden kişi hak ettiği ceza veya ödülü alır. İnsanlara karşı zulüm olmaz. Zulüm ülkede kalkar.

İslam Medeniyetini oluşturan en büyük sacayaklarından biride adalettir. Adalet tasavvuru Hz. Peygamber’in dönemin de başlayarak topluma nakşettiği bir tasavvurdur. Arap yarımadasındaki zulmü kaldırarak bir adalet tahsis ederek topluma huzur, mutluluk ve refah getirmiştir. İslam’ın başka kavimlere yayılmasıyla beraber, bu tasavvur başka toplumları da etkiledi. Türkler de önemli olan adalet kavramı İslam’la beraber iyice pekişerek oturmuştur. Anadolu’nun Türkler tarafından fetih edilmesinden sonra adalet yaklaşımının burada da tahsis edildiğini görmekteyiz. Türkiye Selçuklu Devleti’nin sonlarına doğru Anadolu topraklarında ariflerin oluşturduğu yani mutasavvıf dediğimiz kesimin oluşturduğu bir kültürü görmekteyiz.

Anadolu irfanı dediğimiz kültürü oluşturan en büyük temsilcilerden biri de Mevlana Celâleddin’i Rumi’dir. Mevlana aldığı dini eğitim ve irfan eğitimi sayesinde Anadolu’da toplumun irfanlaşmasında büyük katkısı vardır. İnsan kitlelerini etkileyerek onları doğru yola iletmeye çalıştı. Toplumu etkilemekle beraber gerek Selçuklu Sultanlarına gerek Ümerasına yol gösterici olmuş onlara nasihatler vermiştir. Diğer büyük düşünürler gibi oda eserlerinde adaletten bahsederek insanlığa yol göstermiştir. Sadece hal olarak ve meclisinde değil eserlerinde de bunu görmekteyiz. Ariflerin yazdığı şiirler sanki Kuran’ın tefsiridir.  Mesnevi, Divan-ı Kebir gibi yazdığı eserlerde adalet tasavvurunu da yansıtmaktadır. Bizde bu çalışmamız da Mevlana Celaleddin Rumi’nin Divan-ı Kebir de adalet tasavvuru üstünde nasıl durmuş onu incelemeye çalışacağız.




  1. Mevlana Celaleddin Rumi’ye göre Sultan’ın Adalet Sahibi Olması

İslam’ın temelin de bulunan adalet kavramının başını idarecilerin adil olmasıdır. İnsanların haklarının verilmesi, onlara zulmedilmemesidir. İslam Medeniyetinin kurulmasında en büyük iki etmen Kuran ve Hz. Peygamber’in davranışlarıdır. İnsanlar onlara uyarak medeniyeti kurmuş ve adaleti tahsis etmiştir. Allah ayette ;“Resulüm! Eğer hüküm verirsen, aralarında adaletle hüküm ver. Şüphesiz Allah, adaletli davrananları sever.” (Maide, 5/42). Bir başka ayette de “Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder. Allah bununla ne de güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi iştendir, her şeyi görendir.”(Nisa, 4/58). Hz. Peygamber de hadislerde adaletin üzerinde durmuştur. “Verdiği hükümlerde, ailesinin ve halkın yönetiminde adaletli davranan yöneticiler, kıyamet gününde Allah Teâlâ’nın yanında nurdan yüksek koltuklar üzerinde otururlar.

Mevlana da “Yüzlerce padişahlık şehri zulümle yıkıldı gitti; yüzlerce saltanat denizi, haksızlıkla kurudu, seraba döndü.” [3] Beyiti ile anlatmak istediği tamda budur. Toplumdaki idarecilerin hak, hukuk gözetmesi gerektiğini yoksa ülkelerin yıkıldığını anlatmak istemiştir.

Şehir, halifesiz olmaz; Tanrısız yaratık da nedir ki? Adâlet, ceza, buyruk olmazsa dünyâ, bozuk-düzen bir hâle gelir.” [4]Mevlana bu sözüyle de medeniyetin temeli olan adalet kavramını ortaya koymaktadır. Ceza ve adalet olmazsa toplumun bozulacağını, düzensizlik yani kargaşa çıkacağını ortaya koyarak, refahı mutluluğu ortaya çıkaranın adalet olduğunu söylemektedir. “O devlet madeninin adı kötüye çıkmıştır da o kötü adla gizlenmiştir o; nedir, han, eğri otur da doğru söyle derler, istek de öyledir işte[5]. Devlet idarecilerinin doğru söylemesi gerektiğini adaletin ancak öyle sağlanacağını vurgulayarak bu konuya dikkat çekmiştir “A padişahım, padişah, devletsiz, insafsız, adaletsiz olursa şehir, ne hâle gelir?”. Sultan’ın adaletli olması gerektiğini, insaflı olması gerektiğini söylemektedir.




  • Mevlana Celaleddin Rumi’ye Göre Adaletin Sağlanması için Fedakârlıklar

Her idareci adaleti sağlamak istediği vakit bazı fedakârlıklar yapmak zorundadır. Yeri gelir ailesinden birini yargılar yeri gelir üst düzey mevkide birini yargılamak zorunda kalır. Allah da kitabında bunun yapılması gerektiğini vurgulamaktadır. Ayette ; “Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahitler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp hevanıza (tutkuları)uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır”.(NİSA SURESİ / 13)

Bazen de olmaması gereken bir işi yapmak adalettir. Mevlana da buna değinerek “Tartış zamanı, terâzinin kefeleri denktir ama adamın dili doğru söylemedi mi, kefenin biri ağır geliverir. Kim canının hâlini giyinmiş, canının rengine bürünmüşse hangi cevâbı verirse versin, gerçekte soru sormadadır o. Bilgisi-görgüsü tam olan hekim, hastaya acı bir ilâç da verse zulmediyor gibi görünür ama zalim değildir, adalet ıssıdır. O isterse karanlık olsun; ayak, ayakkabısını tanır; gönül de zevk yoluyla, vardığı konağın hangi konak olduğunu anlar”[6]. Tam dediğimize uygun bir beyittir. Mevlana bu beyitin de kişinin doğru söylediği vakit zulüm ediyormuş gibi görüneceğini ancak adaleti tahsis edeceğini söyleyerek, hekim örneğini vermiştir. Bir hekim nasıl hastasına acı ilaç verip ona zulüm ediyor görünse de ona fayda veriyorsa bazen doğru söylemek, adil olmak acı verir karşı tarafa ama sonunda mutluluğa ulaştırır.




  • Mevlana’ya göre Allah’ın Adaleti’nin Tecellisi

Bir diğer adalet kavramı da adaletin er yada geç tahakküm edeceğidir. Allah’ta ayetinde “Allah, adaletle hükmeder. O’nu bırakıp taptıkları ise, hiçbir şeye hükmedemezler. Şüphesiz Allah, hakkıyla işiten ve görendir.” Hak kavramı Allah’tan gelmektedir. Allah ta ayetinde adaletle hükmettiğini, kimsenin bundan şüphesi olmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Allah diğer bir ayetinde “Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez. (Kulun yaptığı iş, eğer bir kötülük ise, onun cezasını adaletle verir.)” Dünya da yapılmış hiçbir adaletsiz işin cezasız kalmayacağını adaletin teminatının kendi olacağını vurgulamıştır.

Mevlana da söylediği beyitlerde bunu vurgulamak istemiştir.“Ey eli ayağı sağ hoca, kaza ve kader gelip çattı da ayağını kırdı; sen çok gönüller kırmıştın, onların cezası, geldi de ayağına isabet etti.”[7] Bir gönül kırmasının bile adaletle sonuçlanarak hakkın kimsede kalmağını söylemiştir.

 “Halkın, zerre – zerre iyiliğine, kötülüğüne, o gerçek güneş, mükâfat vermez, ceza vermez diyorlar; yalan.”[8]Bazı kişilerin bu dünya da veya ahrette adaletin tahsisinin şüphesi olduğunu ancak her zerrenin sahibi olan Allah’ın adaleti uygulayıp kimsenin kimsede hakkı kalmayacağını, iyilik yapanın iyilikle karşılık bulacağını kötülük yapanın kötülükle karşılık bulacağını anlatmıştır.

“Mademki “zerre kadar hayır yahut şer yapan, karşılığını görür”; şu halde hiç bir suç yoktur ki cezası olmasın. Bir zerre hayır yapasın da bir ferahlığa ulaşmayasın, imkânı yok; kör değilsen gözünü aç da gör.”[9] Allah’ın adaletinin insana mutluluk vereceğini, onun adaletinden kimsenin şüphe etmemesi gerektiğini vurguluyor. İnsanların hayır yapması gerektiğini ancak ferahlığa bu şekilde ulaşacaklarını belirtmiştir.

 “Derde düşsen de, feryat etsen de sonucu, rahmeti arşı kaplayan ihsan ve adalet sahibi Rabbin lûtfuyla bir yardıma nail olur, bir feraha kavuşuruz[10].”Mevlana Celaleddin Rumi bu beyitte bahsetmek istediği nokta Adalet sahibinin ancak Rabb’in olduğunu ve o istedikten sonra feraha kavuşacağımızdır.

Kaysere hizmet ederse yiyeceği; içeceği kayserden gelir, onunla geçinir; Urbuz’a kulsa Urbuz’un mutfağından yer. Kapıp almakla, hırsızlıkla bostancılığa girişen sonucu adalet memurları tarafından tutulur, Oğuzların işkencelerini çeker[11]. Mevlana’nın beyitte anlatmak istediği Allah’ın adaletini elbet sağlayacağını, ahretten önce dünya da başkaları tarafından gerçekleştireceğini açıkça belirtmektedir. Allah başka milletlerle veyahut şahıslarla adaleti sağlamaktadır. Allah’ın sistemi de bu şekildedir. Dini tebliğ etmek için Hz. Peygamber’i vesile kılmıştır. Allah’a kulluk edelim ki O’ndan nimet gelsin, beklentilerimizi ondan sağlayalım.

“Baş çeken her kötülüğü, yüzünün adaleti tuttu, boynunu vurdu; zaten de o kötülük sen yokken kendi kanını içmişti, bu cezaya müstahak olmuştu.”[12]Allah’ın her şey den haberdar olduğunu ve suç işleyen kişinin kendi yaptıklarının cezasını çektiğini bizimde ona göre hayatımızı şekillendirmemiz gerektiğini vurgulamıştır. Mevlana her şeyi Allah’tan beklememiz gerektiğini adalet sahibinin ancak o olduğunu şu beyitte bize anlatmıştır; “Ulunun ulusu sensin, her peygamberin delili sen. Hem hüküm yürütürsün, hem adalet ıssısın, hem benim çaresiz derdime çaresin sen.”[13]

Mevlana bazı beyitlerinde filin fareden kaçma benzetmesi gibi örneklendirmelerde bulunmuştur. Bu benzetmeleri adalet tasavvuru içinde anlatırken “Adaleti sayesinde her kuzu, aslanın kulağını tutmuş, çekip sürümede; her zerre, onu övmek için ağız açmış, dil kesilmiş. Her yerde vefa var, vefakârlık var; nerde bir vefakâr varsa onun vefasını görmüş de utancından yanmış, erimiş”[14]. Allah’ın kudretiyle beraber adaletin sağlanacağını ve güçsüzün güçlüye, zenginin fakire olan üstünlüğünün kırılacağını belirtmiştir. Burada aslında verilmek istenen mesajlardan biri de Rabbin kimseyi kimsesiz bırakmadığı er ya da geç herkesin zulmünün sonucu vereceğidir.




 Mevlana Celaleddin Rumi bir başka beyit’inde Allah’ın gücünden bahsederken “Ne gerekse o yapar, o meydana getirir, o tamamıyla inciler yağdırır; Yarabbi, o yolu – yordamı tatlı sakinin neleri vardır, neleri”[15]   adaletinde onun var ettiğini söyleyebiliriz.

“Önce Yusuf, yıllarca Zeliha’ya tutuldu; sonucu Tanrı’ya âşık oldu da bu sefer Zeliha, Yusuf’a gönül verdi. O kaçmıştı, Yusuf peşine düşmüş, gömleğine el atmıştı. Sonunda iş tersine döndü, o, Yusuf’un gömleğine el attı, çekti, yırttı. Kısas yerine geldi dedi, gömleğimin öcünü aldım bugün. Yusuf, ululuk ıssı Tanrı’nın aşkı bu çeşit çok tersine işler yapar dedi”[16]. Hz. Yusuf’un kıssasını anlatmaktadır. Allah’ın adaletinin tecelli ettiğini, kim kime ne yaparsa elbet onda da aynı olayın başına geleceğini kimsenin bundan şüphesinin olmaması gerektiğini vurgulamıştır.

“Tanrı’nın eli üstündür, kolu uzundur, Tanrı eliyle eğri oyuna girişme; Tanrı yolunda arpa eken, arpa biçer ancak. Kim horlarsa seni yürü, Tanrı’ya ısmarla onu; kim korkutursa seni tez yüzünü Hakka döndür”.[17] Rabbin her şeyi bildiğini ve onun her şeyden haberdar olduğunu bize anlatmaktadır. Adaletsizlikte Allah’tan yardım dilememiz gerektiğini ondan başkasının bize yardım edemeyeceğini vurgulamıştır.




  • Mevlana’ya Göre Tasavvufta Adalet

Mevlana Celaleddin Rumi esasında bir gönül adamıdır. Aşk ile kendini bulmuş ve anlatmıştır. Şiirlerinde de bu yansımayı görmekteyiz. Adalet tasavvurunu bazı şiirlerinde tasavvufi şekilde bize anlatmıştır. “Zerrenin de, ovanın da, katrenin de, deryanın da neyle en iyi bir hale gelip düzene gireceğini bilir, onu verir, yardımda bulunur; bilgisine sınır yoktur”[18]. Rabbin kurduğu bir düzen vardır. Bu düzen aşikardır. Allah her şeyin iyisini bildiği için her şeyi yerli yerinde yaratmış ve her şeyi yerli yerince insanlığa vermiştir.

“Zaman terzisi, hiçbir kimseye, biçip – dikip giydirdiği gömleği, tam o kişinin boyuna uygun biçip – dikmemiştir.”[19] Adaleti zaman kavramında anlatmıştır. Allah’ın adaletinin herkese aynı olduğunu bir düzen içerisinde insanlığa sunmuştur. Yaratılışta da insanoğlu takva bakımından eşit doğmaktadır. Daha sonra kendini geliştirerek, kendine bir şeyler katarak Allah’a ulaşır. Buradan bu anlamı çıkarabiliriz.

“İnsan insan olalı, melek melek olalı ikisinin de gözü o cana, o dilbere karşı kapalı, onu ne insan görebilmiş, ne melek.”[20] Burada anlatılmak istenen Allah’ın kendisidir. Allah’ın herkes tarafından görülmediğini ve tasavvurunun olmadığını adalet sağlasın diye de meleklerin ve insanların aynı şartlarda olduğunu belirtmiştir. Miraç hadisesin de Cebrail’in bir yere kadar Hz. Peygambere eşlik ettiğini ve bir yerden sonra eşlik etmediğini bilmekteyiz. Allah’ı insanlara ve meleklere bir yere kadar müsaade edilmiştir.

“A gönül, düşmanların şu zulmünden gamlara düşme; şunu düşün; Sevgili adalet sahibidir, lütfeder. Şu safrana dönen yüzümden düşman neşelendiyse şunu bilsin; safran rengindeki yüzüm bile gülden daha kırmızı değil mi? Sevgilimin güzelliği tariflere sığmıyor, bu yüzden derdim pek büyük, övüşüm çok kısır”[21]İnsanların Allah tarafından elbette adalete kavuşacağını burada dile getirmiştir. Aşkından yandığını tutuştuğunu ve Rabbin bunu görüp adalet edeceğine inanarak aşkı ona vereceğine vuslatın biteceğine inanmıştır. Bize de burada Allah’tan ümidin kesilmemesi gerektiğini elbette ne verirsek onu alacağımızı vurgulamıştır.

“Göklerin tohumuyum, bir zamancağız şu toprağın içinde kalırım; baharın adaleti geldi mi tohum biter, yeşerir.”[22]. Her şeyin bir yeri ve zamanı vardır. Herkes aslında bir sebep uğruna dünyaya gelmiştir. O sebep uğruna yaşar ve ölür. Kendisinin de o sebebi beklediğini Allah’ın adaletinin tecellisinden sonra yeşereceğini ve beklediği aşkı sevgiyi alacağına inandığını bize belirtmiştir.




Sonuç

Adalet tasavvuru bir devlet için en büyük unsurdur. Bir devletin sağlam adımlarla ilerleye bilmesi için adaletin iktidar ile sağlanıp topluma indirgenilmesi gerekir. İnsanlar eğitimle adaletli, vicdanlı birer birey halini alır.İslam medeniyetinde ana taşlardan biride adalettir. Bu adaleti zaman zaman devlet adamları kırmış olsa da toplumun ileri gelenleri onlara nasihatlerde ve yardımlarda bulunarak yardımcı olmuşlardır. İnsanlar bu insanların peşlerinden gitmişlerdir. 

Mevlana Celaleddin Rumi de içinde bulunduğu toplumu daha doğrusu insanlığı adaletin önemini anlatmak için eserinde bundan bahsetmiştir. Bir devletin bekasının olması için adaletin olması muhakkaktır. Bu adaleti sağlayacak kişide sultandır, devlet başkanıdır. Başta kim olursa olsun o kişi adaletli olursa zulmü kaldırsa ve adil olursa halk o kişiyi sever toplumda refah ve mutluluk seviyesi artar.

Celaleddin Rumi de bu konu üzerinde durarak onları yönlendirici bakış açıları katmaya çalışmıştır. Yaşadığı devirde devlet adamlarının içinde sıkıntılı dönemi görerek şiirlerinde bunu yansıtmıştır. Adaletin temel direk olduğunu, onsuz bir şehrin bile ayakta kalamayacağını söyleyerek öneminden bahsetmiştir. Doğru söylemek adaletin bir parçasıdır. Toplumdaki düzenin adalette sağlanacağını adaletin olmadığı yerde kargaşanın olacağı bellidir. Adaletin en büyüğü de yakınların dahi olsa onlara gereken cezayı vermen, onlara gerektiği şekilde davranmandır. Adaletli olmak bunu gerektirir.

İslam inancında adaletin temelinde Allah vardır. Rab her şeyi yerli yerinde yaratmıştır. Onun yarattığı hiçbir şeyde adaletsizlik söz konusu değildir. İnsanlar başlarına gelen zulmü kendilerinden bilmek zorundadır. Birisine bir kötülük yaparsan başkası da sana yapar. Adalette aynen böyledir. Başkasına adaletsizlik edersen, zulüm edersen sende haksızlığa, adaletsizliğe uğrarsın.

YAZAN: RECEP HARUN GÜNDÜÇ-ALİM SÖZLÜK

KAYNAKÇA

Mevlana Celaleddin Rumi, Divan-ı Kebir, Çev. Abdulbaki Gölpınarlı, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1-7, İstanbul, 1992

ÇAĞRICI, Mustafa, “Adalet”mad. DİA, C.1, 1988 İstanbul,343-344

TOPÇU, Nurettin, Ahlak, Dergah yay.,İstanbul, 2018


[1] Mustafa Çağrıcı, “Adalet”mad. DİA, C.1, 1988 İstanbul,343

[2] Nurettin Topçu, Ahlak,,İstanbul 2018,s.99

[3] Mevlana Celaleddin, Divan-ı Kebir, Çev. Abdulbaki Gölpınarlı, Ankara, 1992, C.2,s.350

[4] Mevlana, a.g.e, C.5,s.364

[5] Mevlana, a.g.e, C.2, s.416

[6][6]Mevlana, a.g.e, C.7,s.628

[7] Mevlana, a.g.e, C.1,s.10

[8] Mevlana, a.g.e, C.2,s. 373

[9] Mevlana, a.g.e, C.5, s.118

[10] Mevlana, a.g.e, C. 1, s. 46

[11] Mevlana, a.g.e, C.1,s.63

[12] Mevlana, a.g.e, C.1,s.88

[13] Mevlana, a.g.e, C.1,s.128

[14] Mevlana, a.g.e, C.1,s 421

[15] Mevlana, a.g.e, C.2,s.150

[16]Mevlana, a.g.e,  C.1,s. 10

[17] Mevlana, a.g.e, C.4,s.341,

[18] Mevlana, a.g.e, C.3,s. 102

[19] Mevlana, a.g.e, C.2,s. 327

[20] Mevlana, a.g.e, C,2,s. 435

[21]Mevlana, a.g.e, C.1,s. 315

[22] Mevlana, a.g.e, C.1,s. 196

Reklam

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*