Uhud’dan Sonraki Seferler

Uhud Savaşı’nın ardından Müslümanlarla müşrikler arasındaki sürtüşmeler çeşitli seferlerle devam etti. Bu seferlerin birbirinden farklı sebepleri vardı. Beni Esed (Esed oğulları) üzerine yapılan seferin sebebi Beni Esed’den bazı kişilerin Müslümanları düelloya davet etmesi olurken Reci Seferi’nde sebep, İslam’a yeni geçen bir kabilenin öğretici talebi üstüne Müşriklerin saldırı ihtimalinden emin olmak için gözcü göndermek oldu. Kimi seferler de irşat, yani yol göstericilik, kılavuzluk amacıyla yapıldı. Bu irşat seferleri bazen Allah Resulü’nün bazen de kabilelerin inisiyatifiyle gerçekleşti. Yani devlet, harp meydanlarında mücadele ederken, diğer yandan da tebliğ vazifesini sürdürüyordu.

Bu esnada Medine’deki Yahudiler içinde en büyük grup olan Ben-i Nadir (Nadir oğulları) de hem Mekkeli müşriklerle işbirliği yaparak hem de Medine’deki ağırlığını kullanıp o bölgedeki gayr-ı Müslimleri tahrik ederek Müslümanları Medine’den uzaklaştırmayı amaçlıyorlardı. Öncelikle uyarılan Ben-Nadir Yahudileri, tutumlarını değiştirmediler. Bunun üzerine üstlerine tehditlerle gidildi. Müslümanlar, Vakıdî’nin ifadesine göre 15, İbn Habib’in ifadesine göreyse 23 gün Ben-i Nadir’in hâkimiyet alanlarını muhasara altına aldılar. Dışardan yardım almalarının da önü kesildi. Hatta bahçelerindeki birçok hurma ağaçları kesildi veya yakıldı. Bunun üstüne mecbur kalan Ben- Nadir fertleri, Medine’den ayrıldılar. Bir kısmı Hayber’e bir kısmı da Şam’a göçtü. Ayrılırken de Müslümanlar faydalanmasın diye boşalttıkları yerleri ve evleri devirip yıktılar. Böylelikle dışarıyla iş birliği yapan fitnecilerden birisi tecrit ve muhasara politikasıyla uzaklaştırıldı.

Bu gelişmenin ardından, Müslümanlarla çarpışmak için hazırlık yaptıkları duyumu alınan Gatafan kabilesinden bazı boylarla Zatürrika bölgesinde karşı karşıya gelindi. Akabinde Bedrü’l Mev’id ve Dumetü’l-Cendel[1] gazveleri için harekete geçildi. Bu seferlerde karşı karşıya çarpışma olmadan geri dönüldü.

[1] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, (İstanbul: Köksal Yayıncılık) c. 4 s. 350, 357