Medine’ye Göç Öncesinde Müslümanlar

Resulullah, 610 senesinde kendisine nebilik vazifesi verildiğinde en büyük mukavemeti kavminden ve hemşehrilerinden görmüştü. Atalarının eski dinlerinden ayrılmak istemeyen Mekkeli Müşrikler, ruhsal hezeyan olarak gördükleri İslam tebliğlerinin karşısında en acımasız işkencelerle durdular.

Esasında Müşriklerin kaybetmek istemedikleri sadece muhafazakârca savundukları gelenekleri değildi. Şüphesiz, bu ısrarlarının altında iktisadi ve toplumsal statülerini kaybetme korkusu da yatıyordu. Yani atalarının dinlerini savunma güdülerinin temelinde dini olduğu kadar sosyolojik, ekonomik ve ruhi alt yapı da söz konusudur. Zira Mekke, hac coğrafyasının merkezi olmasından ve düzenlenen çeşitli panayırlarından ötürü önemli bir ticaret noktasıydı.

(“Ey Örtüsüne Bürünen, kalk ve uyar”-Müdessir 1-2)[1]

“Yakın akrabanı da uyar”-Şuara 214)[2]

Allah Resulünün, Allah’ın emirleri doğrultusunda vakur, sabırlı ve kararlı duruşu bir yandan düşmanlarını daha da kızdırırken diğer yandan süreç içerisinde yeni Müslümanlar kazandırıyordu. Eşi Hz. Hatice, amcaoğlu Ali, arkadaşı Ebubekir ve bir avuç yoldaşıyla çıktığı yolda gittikçe çoğalmaya başlamışlardı.

Bu durum, başta belirtildiği gibi, bilhassa önde gelenleri olmak üzere müşrikleri daha acımasız tedbirler almaya yöneltmişti. Amr bin Hişam (Ebu Cehil) ve Ebu Süfyan bunların başında geliyordu.

Zamanla artan saldırılara karşı önce bir grup Müslüman, Habeşistan’a göç etti. Bunu daha sonra ikinci Habeşistan göçü izledi. Baskılar arttıkça bu göçler daha da hızlandı. Taif denemesi de tepkiyle karşılanmıştı. Müslümanlara yeni yurt lazımdı. Bu yurt için, merkezi veya şehir devleti durumunda olmayan, yani başında resmi bir kralı ya da sultanı bulunmayan, daha sonra Medine adını alacak olan Yesrib en uygun yerdi. Şüphesiz bunda en önemli etken, Yesrib’de (Bundan sonra Medine olarak bahsedilecek) bir miktar Müslüman nüfusunun oluşuydu.

Peki, neden Medine? Örneğin Allah Resulünün doğup büyüdüğü, akrabalarının olduğu Mekke, Taif, Hayber, Tebük değil de ilk Müslümanlar neden Medine’de yoğunlaşmıştır?

Esasında Medineliler de ilk başlarda İslam davetine icabet etmekte acele etmediler. Onlar da önceleri ata dinlerinden ayrılmadılar. Ancak süreç içerisinde kâh Mekke’deki Kâbe kâh ticaret ziyaretleri esnasında Resulullah, bazı Medinelilerle yakın ilişkiler içine girdi. Diyaloglar, Medinelilerden 6 Hazreçlinin İslam’a geçişine ortam hazırladı. Bu ihtida hareketi, peygamberlik ilanının 11. senesine tekabül eder.

Tabii ki bu 6 Hazreçli’nin İslam’a geçişinde Evs kabilesi ile aralarındaki savaşlar ve husumet de etkiliydi. Bu savaşların yarattığı olumsuz ruh halinden kurtulma, Medine’de Hazreç kabilesinin kaybettiği saygınlığı başka şekilde bulma arzuları ve uzun süredir Medine Yahudilerinden duydukları peygamberin geleceği söylentileri, onların geçişlerini hızlandıran unsurlardı. Sonunda Hz. Muhammed, kararını verip halkını oluşturan Yahudi ve Arap oymaklarını uzlaştıracak bir arabulucu olan Yatrib (Yesrip) kentinin davetini kabul etti.[3]

Medine, birçok ilkin coğrafyası olacaktı. İlk mescit, ilk Cuma Namazı, ilk zekât, ilk farz oruç ve daha birçok ibadi etmen, bu şehirde toplumsallaşmıştır. Bunların haricinde siyasal, sosyal, ekonomik, askeri ve birçok anlamda ilkler de bu bölgede cereyan etmiştir.

Bu kent, öncelikle İslam Devleti’nin ilk merkezi olma payesini alacaktı. Adeta sıfırdan yaratılmışçasına yeniliğin, değişimin merkezi olacaktı. Öyle ki adı bile bu değişimden nasiplenecek, şehir anlamına gelen ve zamanla uygarlık manasını da alacak olan Medine adıyla yâd edilecekti. Zaten tüm dinler, kırsaldan ziyade şehirde adlarını duyurma ve yaşama alanı bulmuştur. Bu anlamda Medine sözcüğü, lisan olarak da toplumsal olarak da isminin hakkını vermektedir.

Bu kente göçüşe adını veren; ayrılık ve göç anlamlarına gelen hicret, takvimleri bile sıfırlayacak, Müslümanlarca tarihin başlangıcı sayılacaktı.

[1] Diyanet İşleri Başkanlığı Meali, (https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/M%C3%BCddessir-suresi/5496/1-5-ayet-tefsiri , 11 Ekim 2018’de erişildi.)

[2] Diyanet İşleri Başkanlığı Meali, (https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/%C5%9Euar%C3%A2-suresi/3146/214-220-ayet-tefsiri, 11 Ekim 2018’de erişildi.)

[3] Claude Cahen, Doğuşundan Osmanlı Devletinin Kuruluşuna Kadar İslamiyet, (Ankara Bilgi Yay.-1990), Çev. Esat Mermi Erendor s. 18