Veda Haccı

Hz. Peygamber’in vefatından üç ay önce eda ettiği ilk ve son haccına Veda Haccı denilmektedir.

Haccın farz kılındığı tarihle ilgili farklı görüşler bulunmakla birlikte 9 (631) yılında farz olduğu kabul edilmektedir.[1]

Tebük Seferi dönüşü, 9 (631) yılındaki haccın Câhiliye Araplarının uyguladığı nesî dolayısıyla vaktinden önce zilkade ayında yapılacağını bilen Hz. Muhammed bu adete son vermek için Veda haccına kadar bekledi ve 9 yılındaki ilk haccı Hz. Ebû Bekir’in yönetiminde yaptırdı.

Ayların sayısının on iki olduğunu bildiren ve nesî uygulamasını yasaklayan ayetler (et-Tevbe 9/36-37) yaygın kanaate göre 10 (632) yılında indi. Hz. Peygamber Vedâ haccını zilhicce ayında ifa ederken okuduğu hutbede, “Zaman Allah’ın yerleri ve gökleri yarattığı gündeki şekline döndü” diyerek bu adeti kaldırdığı gibi haccın kıyamete kadar Zilhicce ayında yapılmasını da sağladı.[2] Diğer taraftan Peygamber’in  müşriklerin Harem’e girmeye devam etmeleri, bazı kadın ve erkeklerin Kâbe’yi çıplak tavaf etmeleri sebebiyle 9 (631) yılında hacca gitmediği de rivayet edilmiştir.

Hz. Muhammed , Hz. Ali’yi müşriklerin bir daha Mescidi Haram’a giremeyeceğini bildiren ayeti tebliğ etmek üzere görevlendirdi.  632 yılında hacca niyet eden Peygmaber ashabıyla birlikte Medine’den ayrılırken yerine Ebû Dücâne’yi vekil bıraktı. Hayatının son yılında yaptığı bu hac tarihe “Veda Haccı” (hiccetü’l-veda) adıyla geçti.

Mekke fethedildikten sonra Kâbe’ye giden yollar açılmış ve isteyen her Müslüman serbestçe hac farizasını  yerine getirme imkanına kavuşmuştur. Ancak Hz. Peygamber  bazı maslahatlardan dolayı bu farzı en son yerine getirmeyi uygun görmüştü. Bir yıl önceki hac mevsiminde, müşriklere Kâbe’yi ziyaret edemeyecekleri duyurulmuştu. Dolayısıyla ilk defa bu sene yalnız Müslümanlar haccedebileceklerdi. [3]

Peygamberle birlikte hac görevini yerine getirmek isteyen Müslümanlar kafileler halinde yola çıktılar. Hac hazırlıkları tamamlandıktan sonra Hz. Peygamber Zilkade ayının 25’inde öğle namazının ardından, kırk bin kişilik muazzam bir kalabalıkla Medine’den hareket etti(22 Şubat 632). Kızı Fatıma’yı ve eşlerini de yanında götürdü. Zulhuleyfe mevkiine vardığında, ikindi namazı seferî olduğu için, iki rekat  olarak kıldı.  Bundan sonra Medine’ye dönünceye kadar dört rekatlık bütün namazları, ikişer rekat olarak kıldı.

Yolculuğunun ikinci gününde ihrama büründü. Eskiden hac mevsiminde umre yapılması doğru sayılmadığından  sadece hac(hacc-i ifrad) yapıldı. Fakat Hz. Peygamber yol üzerinde  bulunan Akik vadisine geldiğinde, hac ile umreyi birleştirmeye(hacc-i kırân) niyet etti ve hacıları da bu konuda serbest bıraktı. Medine yolculuğu tam dokuz gün sürdü.[4] Bir Pazar günü kuşluk vaktinde Harem-i Şerif’e girerek Kâbe’yi yedi kez tavaf etti. Daha sonra Safâ ile Merve tepeleri arasında yedi defa koştu ki buna ”sa’y” denir.

Mekke’de üç gün geçirdikten sonra hacılarla birlikte önce Mina’ya gitti. Orada bir gece kaldıktan sonra ertesi gün  Muzdelife’den geçerek Arafat dağına çıktı. Burada Kasvâ adlı devesinin üzerinden sayısı 100 bini aşan hacılara, sonraları Veda Hutbesi olarak adlandırılan ünlü hutbesini okudu. Hutbenin herkes tarafından duyulmasını sağlayabilmek için, her cümlesini aynen tekrar etmek üzere gür sesli kimseleri görevlendirdi. Öğle namazı kılınmadan ikindi namazının vakti girdiğinden bu iki namazı birleştirerek kıldırdı. Bundan sonra buradaki bekleme süresini, akşama kadar Allah’a dua ederek geçirdi. Güneş batınca Arafat’tan ayrıldı ve yatsı namazı vaktinde Muzdelife’ye geldi. Akşam ve yatsı namazlarını arka arkaya kıldırdıktan sonra geceyi burada geçirdi. Bayramın birinci günü Mina’ya dönerken Akabe’de, yedi adet küçük çakıl taşıyla sembolik olarak şeytan taşladı.  Burada yine deve üzerinde halka hitap etti, ardından kurbanlık olarak hazırladığı 100 deveden altmış üçünü hayatının her yılı için bir deve hesabıyla bizzat kendisi, diğer develeri de Hz. Ali kesti. Ayrıca hanımları adına sığır kurban etti. Kurban etinden bir parça yedi, geri kalanını müslümanlara dağıttı. Kurban kesme işini tamamlayınca başını tıraş ettirip ihramdan çıktı. Daha sonra Mekke’ye gitti. Beytullah’ı halkın kendisini görmesi ve soru sorması için devesi üzerinde tavaf etti. Hacerülesved’i de deve üzerinden tekbir getirerek “mihcen” denilen değneğiyle selâmladı. Arkasından Zemzem Kuyusu’ndan su içti.

Bayramın ikinci günü Mina’da ashabına bir hutbe daha irat etti. “Haccınızı benden öğrenin. Zira bilmiyorum, belki de bu haccımdan sonra bir daha haccedemem” diyerek âdeta onlarla vedalaştı.

Mina dönüşü Hayfu Benî Kinâne olarak da bilinen Muhassab (Ebtah) mevkiine geldi ve âzatlı kölesi Ebû Râfi‘in çadırı kurduğunu görünce inip orada konakladı. Öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını kıldırıp bir müddet uyudu.

Gece bineğiyle Mekke’ye gitti, vedâ tavafını yaptı. Ardından sahâbîlere hareket edileceğini duyurdu. Zilhicce’nin 14. günü yola çıkıp 29 Zilhicce’de (27 Mart) Medine’ye ulaştı. Resûl-i Ekrem dönüşünde de aynı güzergâhı takip etti. Kaynaklarda dönüş yolculuğuyla ilgili fazla bilgi verilmemekte, sadece Medine’ye varışı ve girişi anlatılmaktadır. Buna göre Mekke’den dönüşünde âdeti olduğu üzere Zülhuleyfe’de kaldı ve geceyi orada geçirdi. Sabahleyin Muarris yolundan Medine’ye tekbir getirerek, hamd ve senâ ile dualar ederek girdi. Daha sonra devesini mescidinin önünde çöktürdü, önce mescide girip iki rek‘at namaz kıldı, ardından evine geçti. Hz. Peygamber, Vedâ haccıyla tebliğ görevini yerine getirmiş, 100.000 civarındaki ashabı da buna şahitlik etmiştir. Resûl-i Ekrem üç ay kadar sonra da dünyaya veda etmiştir.

Kaynaklar, Hz. Peygamber’le birlikte haccedenlerin sayısını 100.000, 114.000, 124.000 civarında, hatta daha fazla göstermektedir. Peygamber’in ilk defa bu kadar kalabalık halkla birlikte yaptığı hac, gerek hac vazifelerinin öğretilmesi gerekse Veda hutbelerindeki tebliğleriyle büyük önem arz etmektedir. Veda haccıyla ilgili birçok eser kaleme alınmıştır.

[1] TDV İslam Ansiklopedisi mad.

[2] TDV İslam Ansiklopedisi mad.

[3] Aktan Ali, İslam Tarihi, s.189, 2013, Ankara

[4] A.g.e s.190