BAĞDAT’IN YÜKSELİŞİ

Halife Mansur, Dicle’nin batı tarafında kendine yeni bir payitaht inşa ettirdi. Evvelce bir Nasturi manastırı bulunan Bağdat’a yeni müessisi tarafından ‘’Medinet-üs-Selam’’ adı verildi. Şehrin planı daire şeklindeydi. Dört kapısı bulunmaktaydı. Her kapının yanında askeri kıt’alar mevcuttu. Kapıların dördü de merkezdeki meydana açılıyorlardı. Bu merkezde saray, büyük cami ve divanlar bulunuyordu.

Bürokrasinin kuvvetlenmesi, divanların çoğalması ve divanların başında bulunan vezirin iktalarının artmasına sebep oldu. Ayrıca halifeler kendilerini Arap olmayan askeri unsurlar ile çevirdiler. Bunlar İran askeri aristokrasisi ile Türkler’den oluşmaktaydı. Vezir ve ordu komutanından sonra Kadi’l-kudat  ismi verilen büyük bir memur daha vardı ki, adli işlerin başında bulunuyordu. IX. ve X. Asırlarda ilmin en çok geliştiği yer Fırat ve Dicle havzalarıdır. Buradaki en mühim ilim ve medeniyet merkezleri Basra, Harran ve Bağdat’tır. Basra ismi ile bağlanmış en meşhur isimler Cahiz ve filozof Kindi’dir.  Basra’da ‘’İhvan-üs-Safa’’ ismiyle serbest düşüncelilerin cemiyeti meydana gelmiştir. Mason cemiyetine benzeyen bu birliğin, değişik ilimlere dair meydana getirdiği 51 eser halk arasında oldukça rağbet görmüştür. Halife Mu’tasım zamanına gelince Bağdat’tan biraz uzakta Samarra isminde yeni bir hükümet merkezi inşa edildi.