• Bizans İmparatoru Herakleios’a Gönderilen Davet Mektubu

Hz. Muhammed, Kayser’e elçi olarak Dihye b. Halife el-Kelbî’yi görevlendirmiş ve bu kişiyi cennet ile müjdelemiştir. İmparator Herakleios yıllar süren savaşlar sonunda Sâsânîler karşısında Ninova’da kazandığı kesin zafer için Allah’a bir şükran ifadesi olarak hac ziyaretinde bulunmak ve İranlılardan geri almayı başardığı kutsal haçı tekrar eski yerine dikmek üzere o sıralarda Kudüs’te bulunuyordu. İmparator, Busra valisi aracılığıyla kendisine gelen Peygamber elçisi Dihye’yi kabul etti. İmparatoru Mesih’in hayırla yad ettiği zata davet eden Dihye mektubu vermiş ve İmparatorun mektubu okuduğunu, kendisinden hüsnü kabul ve iyi muamele gördüğünü haber vermiştir. Herakleios hemen cevap vermeyerek düşünme ve araştırma fırsatı istemiştir. İmparattor bu sırada boş durmayarak kendisini İslama davet eden zatın hüviyetini araştırmaya, Tevrat ve İncil’deki sıfatları bildirilen son peygambere uyup uymadığını tetkik etmiştir.

Rivayete göre Hz. Muhammed (sav) hakkında daha detaylı bilgi almak üzere, o sıralarda ticaret için Suriye’ye gitmiş bulunan Ebû Süfyân ve arkadaşlarını huzuruna davet etti ve onlardan Hz. Muhammed (sav)’in soyu, ailesi, çevresi, toplumdaki konumu, kişiliği, getirdiği mesajın niteliği ve temel prensipleri hakkında bilgi aldıktan sonra anlatılanların bir peygamberin özelliklerine uygun olduğunu söyleyerek “peygamber çıkacağını biliyordum ama sizin aranızdan çıkacağını zannetmemiştim. Şayet bana söyledikleriniz doğru ise çok geçmeyecek ayaklarımın üzerine bastığı şu topraklar onun mülküne dahil olacaktır. Onun yanında olsaydım ayaklarına su dökerdim” demiştir.

Herakleios’a gönderilen mektup şöyledir:

“Bismillâhirrahmânirrahîm.

Allah’ın kulu ve elçisi Muhammed’den Bizans imparatoru Herakleios’a, Hidayete uyanlara selâm olsun. İlave edeyim ki, seni bütün olarak İslam’ı kabule davet ediyorum. İslam’ı kabul et ki ferah bulasın. İslam’ı kabul et ki Allah değerini iki kat artırsın. Ama eğer kaçınırsan, tebaanın günahı da senin üzerine yüklenecektir. Ve siz, ey Kitab-ı Mukaddes’in insanları sizinle bizim aramızda aynı olan bir söze doğru geliniz: ki biz ancak Allah’a taparız, O’na hiçbir şeti ortak koşmayız ve aramızda kimse kimseyi Allah’ın dışındasahib (rab) edinmez. Şimdi eğer kaçınırlarsa şöyle deyiniz: ‘şahid olun ki biz Müslümanlardanız”

İcab eden gerekli görüşmeler bittikten sonra imparator, elçiyi bol hediyelerle göndermiştir.[1]

[1] A. Sönmez, a.g.e., s.80-93.; M. Hamidullah, a.g.e. s. 111,132.