HIRİSTİYAN ŞARK VE BUNUN İSLAM İÇİN EHEMMİYETİ

Hıristiyanlık, ilk zuhurundan itibaren Yunan – Roma ve şark paganizmi ile mücadeleye başlamıştı. Bu mücadele devam ederken yeni ve hıristiyanlığa rakip bir din meydana gelmişti. Hıristıyanlık paganizim ile mücadele ederken ona bağlı ilim ve sanatları da sakıncalı görüyordu. Bu cihette kilise ilim ve sanatın düşmesine sebep olmuşsa da diğer taraftan geniş halk kitlesinin yükselmesine hizmet etmekteydi. Kilise dini kitapları onların anlayacağı şekilde milli dilde yazıp dağıttı. Bu esnada Roma İmparatorluğu Germen ve Slav hücumlarına uğradığı için Asya vilayetlerinde ve Mısır’da medeni hayat daha müsait bir vaziyetteydi. Hıristiyanlığın bundan sonraki dağılışı ve medeni başarısı Roma ve İran arasındaki mücadelelerle sıkı ilişkilidir. Bu çekişmeler genelde Fırat ve Dicle havzalarında olup buradaki mahalli emirler kuvvet dengesine göre pozisyonlarını belirmişlerdir.

Fırat’tan doğuya kuzey Suriye’den gelen yol üzerinde EDES (şimdiki Urfa) şehri, hıritıyanlık ve Suriye medeniyeti için önemli bir yere sahiptir. Zaman içinde Urfa’nın eski hakimi Bardesan (155-222) ‘’Gnostisizim’’ ismi verilen paganizim felsefesinin ilk mümessillerinden olmuştur. Böylelikle IV. asırda hıristiyanlığın kendi bünyesinde dini münakaşalar başladı. Bu sebeple doğu hıristiyanları arasında Avrupa’dan önce Kilise’de ayrılıklar oldu. Bu noktada Ya’kubiler ile Nasturiler ayrıldılar. Bizans takibine uğrayan Nasturiler İran’a gittiler. Bu zaman diliminde Sasaniler’in elinde olan İran Bizans’tan kovulan bütün medeni unsurlara (Mecusiler, Yahudiler, gibi) sığınak oldu. Ayrıca Sasani imparatoru Şapur Suriye bölgesinden İran’a esirler getirdi. Bundan maksadı İran’da sanat işlerini bilhassa dokumacılığı ilerletmekti. Bunun yanında Sasaniler, esir Roma sanatkarlarından istihkamat (siper) inşaasında ve sulama işlerinin tanziminde de faydalandılar.

1. yüzyıla gelindiğinde Bizans için medeni an’anenin düşüşü yaşanırken İran için bu yüzyılda ilim ve edebiyat ile tanışma dönemi başlıyordu. Hind’ten getirilmiş olan ‘’Kelile ve Dimne’’ hikayelerinin Farsça’ya tercümesi bu zamana aittir. İslamiyetin birinci asrında Hıristıyanlık medeniyetçe Araplardan daha üstün bir konumda idi. Mısır, Suriye ve Mezopotamya bölgesinde Arap fatihlerinin elinde bulunan Hıristiyanlar bu sebeple önemli idi. Bunlardan bilhassa büyük şöhret kazanmış olan Edes’li (Urfa’lı) Yakub’un Ya’kubi mezhebinde tutmuş olduğu yer önemlidir. VII. asrın sonları itibariyle Hıristiyanlar, Müslümanların Yunan felsefesini öğrenmelerine yardım ettiler. Hıristıyan Arap olan İbn İshak iki yıl kadar Bizans’ta kalıp orada Yunan dili ve edebiyatı öğrenerek el yazıları getirmiştir. Bu devir Hıristıyan sanatı bakımından durağan bir döneme denk gelmiştir. Müslüman hükümdarları ise saray ve ibadethanelerini inşa ettirirken Hristiyan ve İran’lı ustalardan istifade etmişlerdir. Öyle ki Şam şehrindeki St. Jean Baptist kilisesi yerine büyük bir camii inşa edilmiştir. Kilisenin kapısı üzerinde Rumca kitabe ‘’Ey Mesih, senin padişahlığın her zaman için, senin hakimiyetin her nesil içindir’’ yazısı günümüze kadar gelmiştir.