Resulullah’ın İslam’ davet Mektuplarınıı Konuları ve Gayesi

Rasûlullah Medine’ye hicret edip İslamı bir devlet halinde teşkilatlandırdıktan sonra bütün insanlığa gönderilen bir peygamber olarak kendisine bildirilen vahyin ışığında Arabı ve Acemi İslama davet etmiş ve cihan sulhunu sağlamak için bütün insanları kelime-i tevhid etrafında birleştirebilmenin yollarını aramıştır. Kısa zamanda Cezîretü’l Arab’da da dağılmış vaziyette bulunan kuvvetleri bir araya toplayarak tek bir merkeze bağlamış ve sağlam bir idare teşkil etmiştir. Aynı birliği güçlendirmek amacıyla Acem beldelerine Bizans’a, Yemen’e Habeşistan’a, Irak’a, Suriye’ye Mısır ve Filistin’e kadar bütün civar beldelerine mektuplar göndermiştir.

Hz. Peygamber’in dış siyasetinin süratle gelişmesi ve etkinlik kazanması Medine’ye hicretiyle başlamış, Mekkelilerle Hudeybiye Andlaşması’nı imzalamasıyla da doruk noktasına ulaşmıştır.

Hz. Muhammed, Arap ve Acem reislerine yazmış olduğu mektuplarında veya şifâhi konuşmalarında her kavmin mizacına uygun şekilde hitap ederdi. Kaba ve haşin mizaca sahip olanlara daha sert, kültür seviyesi yüksek daha anlayışlı ve medeni sayılabilecek toplumlara hitabı ise daha yumuşaktı.

Bütün Arap kabilelerine kendi lügati ve lehçesi ile hitap ederdi. En fasih lügatle ne kadar belî konuşabiliyorsa en garip lügatle da o kadar fasih konuşabilirdi. Bâdiye Araplarının konuşmasını pek çok sahabe anlamadığı halde Hz. Peygamber onlarla gayet iyi anlaşır ve dillerini kendilerinden çok daha iyi konuşurdu. Bu ilahî rahmetin bir tecellisi idi.  Çünkü Allah onu siyaha ve beyaza, diğer bir ifadeyle dünyadaki her çeşit insana elçi olarak göndermişti.[1]

[1] Abidin Sönmez, Rasûlullah’ın İslam’a Davet Mektupları, İnkılap Yay., İstanbul 1990, s.41-45.